Etiket arşivi: Dağyeni Köyü

İlk Kısa Metrajlı Filmimizi gerçekleştirdik!

1.Dağyeni Köy Festivali çerçevesinde ilk kısa metrajlı filmimizi gerçekleştirdik. Aşağıdaki YouTube Linkinden seyredebilirsiniz (1)

Geçtiğimiz hafta içinde 400 yıllık köyümüzde ilk defa bir festival gerçekleştirdik. Germencik Belediyesi desteği ile büyük bir oganizasyonu başardık. Girişim, Belediye Kültür Müdürlüğü bünyesinde çalışan Halk Oyunları öğretmeni Serkan Çağatay’ın köyümüz gençlerine folklör eğitim teşebbüsü ile başladı. 18 genç (10-20 yaş arası) 2 aylık eğitim (8-10 ders) yaptılar. Harmandalı, Yörükali, Kocaarap, Aydın Zeybeği ve Kerimoğlu Zeybeğini öğretti. Bu çalışmaların sonucunu köy halkı ve çevreden gelenlere göstermek gerekliydi.

Afişler hazırlandı ve basıldı.

Büyük organizasyonu giriştik. Aydın Büyük Şehir, Aydın Efeler Belediyesi, Germencik Belediyesi Sponsorluğu ile bu işi başardık. Germencik Kaymakamı ve Belediye Başkanı teşrif ettiler.

Birçok etkinliğin yanında benim çocukluğumda unutamadığım, 54 yıl geride kalan Arap Oyunu günümüze taşımaktı. Öyle de yaptım. Orta Okul yıllarında son kez seyrettiğim oyunun önce dilimin döndüğü, hatırladığım kadar senaryosunu yazdım. Gençlerimiz arasından, hayatlarında hiç görmedikleri bu oyunu oynattım. 2-3 provadan sonra çekime geçtik. Bu oyun tamamen köyümüzde oynanmıştır. O yıllarda elektrik yoktu. Ramazan ve Kurban Bayram gecelerinde halkımıza seyirlik oyun ve eğlence olarak oynatılmıştır.

              OYUNCULAR

ARAP  BAŞI :               :  MEHMET  AKDEMİR

1.ARAP                           :  ŞEVKET YILDIRIM

2.ARAP                           :  FEHMİ BALCILAR

1.GELİN                          :  NİYAZİ VAROL

2.GELİN                          :  ADEM  AYDIN   

TURPOTÇU DEDE       :  MİTHAT  YILMAZ

TURPOTÇU  NİNE       :  İBRAHİM KUNDAK

AŞIK EFE                        :  MUHSİN GÖKÇEN

 

MÜZİSYENLER :

KEMENÇE                     : MESTAN YILDIZ

KABAK KEMANE         : CAFER CEM GÜLSEVER

BAĞLAMA                    : MEHMET YAMAN

DARBUKA                    :  MUZAFER EFE

TEF                               :  BÜLENT ASLAN

 

SENARYO  &  YAPIM    

ABDURRAHMAN BALCILAR

 

KAMERA  & YÖNETMEN 

  SERKAN ÇAĞATAY

İşte bu 17 dakikalık kısa metrajlı filmimizi beğenilerinize sunuyorum.

Saygılar ve sevgiler.

Abdurrahman Balcılar

Twitter : abdurrahman balcılar@abbalcilar

Mail : ab.balcilar@hotmail.com

Blog: blog.milliyet.com.tr/cansever

Şahsi Blog: Abdurrahman Balcılar Blog Sayfası

 (1) Kısa metrajlı Fimlimiz Arap Oyunu:https://www.youtube.com/watch?v=ot2BuOU1B30&t=127s 

Aydın Lokumu, kuru İncir!

Aydın, Germencik kuru incirleri ülkemizde isim yapmış sofralık yiyeceklerindendir.  Öyle ki Aydın Lokumu lakabıyla anılır. Besin değeri oldukça yüksek olan incir, ayrıca her derde devadır.

100_4642

B ve C vitaminleri ile kalsiyum, demir, magnezyum, potasyum ve fosfor minerallerini içermektedir. Yüksek oranda lif bulunmaktadır. Sindirim sistemi faaliyetlerinin düzenli çalışmasını sağlar. Vücudu kuvvetlendirir ve soğuk algınlığına karşı korur. Antioksidan maddelerini içerir, bu nedenle vücuttan zararlı maddelerin atılmasını kolaylaştırır. Önemli besin değeri sayesinde hücre yenileme özelliği bulunmaktadır. Fakat incirin meyveler arasında en yüksek şeker oranına sahip olduğu belirlenmiştir. Bu nedenle aşırı tüketim kilo artışına sebep olabilir.

Bir adet (10 gram) kuru incir 28 kaloriye denk gelmektedir.

Kuru incirin besin değerleri aşağıdaki tabloda verilmiştir.

100 gr.        1 Adet

Karbonhidrat (g)………….  58,17          5,8

Protein (g)………………….     5,86          0,6

Yağ (g)………………………      2,26           0,2

Kolestrol (mg) ……………..    0                0

Sodyum (mg) ……………..      9.00         0,9

Potasyum (mg)………..   1082.00     108,2

Kalsiyum …………………. 244,00     24,0

Vitamin A  ………………..   32,00         3,2

Vitamin C …………………      9,89         1

Demir ……………………….     2,71          0,3

Görüldüğü gibi besin değeri oldukça iyi olan kuru incir iyi bir vitamin deposudur.

100_4638

100_4640

Aydın bölge sinde, bilhassa Germencik ova ve dağ köylerinde çiftçinin önemli gelir kaynaklarındandır. Çatlak kuru incirlerin ayrı bir alıcısı vardır.

Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde 42 çeşit ürün yetiştirildiğini anlattığı Aydın, verimli toprakları ve ürün çeşitliliği dolayısıyla “Dağlarından yağ, ovalarından bal akar” diye anılmaktadır. Bu sözü 1919 yılında Aydın’ı işgal ettiğinde Yunan komutan, kralı Venizelos’a  bir telgraf çeker; “Kralım öyle bir yer işgal ettim ki, dağlarından yağ, ovalarından bal akıyor” demiştir. Aydın Germencik Dağyeni Köy arazilerinin tamamı incir ve zeytin ağaçlarıyla kaplıdır. Zeytin yağ, İncir bal anlamına gelir.

Önce dalında taze olarak yetişen taze incirler, dalında önce sarkar, buruk olur, sonra toplanır, sergilerde kurutulur.

100_4627   100_4624

100_4626   100_4631

100_4615   100_4636

Sergilerden alınan kuru incirler tek tek elde seçilir. Bu ön seçimde Sağlam olanlar iyi mal, Çatlak incirler ve hurda olanlar ayrılır. Alınan iyi incirler, boylama makinalarında elekten geçirilir. Bir kilo gelen 35-45 adetler, 50-60 adetler ve 61 adet üstü Natrol dediğimiz daha küçük adetler ayrılır.

Deniz seviyesinden tahmini 700-800 metre yüksekliklerde dağ yamaçlarındaki İncir ağaçlarından yetişen bu incirler, havası ve de doğası itibariyle ince kabuklu ve sarı renklidir. Kuru incirler hiç bir kimyevi maddeye tabi tutulmadan saklanır.

Yemeklik (sofralık) kuru incirler, ilk seçimde alınır. Bu incirler 35-45 adedi bir kilo gelen incirlerdir. Bandırma dediğimiz kaynar sıcak tuzlu suya sokulur ve gün boyu temiz ızkaralarda tekrar kurutmaya bırakılır. Kış yemeklik incirler küplere konularak saklanır. İçine isteğe göre dağ kekiği, defne yaprağı ya da kuru fesleğen dalı konur. Mis gibi  kokan bu incirler yemesi çok keyiflidir. İç ceviz ile yenebildiği gibi, çocukluğumun kış gecelerinin vazgeçilmezi susam dövmesine banarak yemek çok lezzetlidir.

Kendimiz için özel yemeklik olarak ürettiğimiz bu incirlerden İzmir, İstanbul ve Ankara’daki dostlarıma gönderiyorum.

Bu yıl kendi üretimimiz olan bu incirlerden isteyenlere ücreti karşılığı göndereceğim.

Afiyet olsun.

Saygılar, sevgiler.

Abdurrahman Balcılar

Twitter: abdurrahman balcılar@abbalcilar

Mail : ab.balcilar@hotmail.com

Blog: milliyet.com.tr/cansever

Blog: balcilar-blog.com

Not: Görseller tarafımdan çekilmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

Köyümüzdeki 50 yıl önceki Bayram eğlenceleri!

04 Temmuz ’14

Kategori
Gelenekler
Köyümüzdeki 50 yıl önceki Bayram eğlenceleri!

Aydın-GermencikDağyeni Köyünde bundan 50 yıl önce, geride kalan Bayram eğlencelerinden bahsetmek istiyorum.

Yıl 1964, Bayramlarımızın tek eğlencesiydi Arap oyunu. Bir nevi Orta Oyunu tarzında bir eğlence diyebiliriz. Ben o zamanlar 14-15 yaşlarında Ortaokul öğrencisiydim. Bayramlarda köye gelir, bu oyunun oynanmasını çok da isterdim.

Bir televizyon kanalı CNN Türk‘ den Özge Ender aramış, Yeşil Doğa Programı Yapımcısı Güven İslamoğlu‘nun Gelenekler-Görenekler çerçevesinde eski Bayramlar ve Bayram eğlenceleri hakkında köyümüzde bir program yapmak istediklerini bildirmiş. Köy Muhtarı Hüseyin Efe de benden yardım istedi.

Mazide kalan bu Arap oyununu günümüzde canlandırabilir miyiz diye düşündüm. Köyün 90 yaşındaki ihtiyarları ile konuşup, bir araştırma yaptım. Kendi bilgilerim ve topladığım bilgiler ışığında anlatmak istiyorum.

Arap oyununun geçmişi hakkında sağlıklı bir bilgi almamakla beraber, çok eskiye dayandığını tahmin ediyorum. Konuştuğum yaşlıların çocukluklarında da oynandığını ifade ettiler. Yani, 1930-1964 yılları arasında oynanmış, mutlaka eski Osmanlı döneminde de oynandığını zannederim. Şimdi bu oyunu anlatmak istiyorum.

Arap oyunu 7 kişi ile oynanan bir oyundur. Çalgıcı ekibini de koyarsak 10 kişilik bir oyun. Bir Efe, oyuncuların başıdır. Kıyafeti başında fes, cepken ve ayağında çizme. Elinde uzunca bir hançer ya da büyük bir sopa bulunur. İki adet Arap, dize kadar eski siyah bir palto giyerler. Sırtına bir yastık konur, belinden eski enli palaska dediğimiz kemer bağlanır. Sırtına konan yastık Arap’ı kambur havası verir. Efe elindeki sopayı sırtına, bu yastığa vurur ki, acımasın. Başlarına keçi ya da koyun postundan Kululeta yapılır, sağdan soldan ip ile boğaz altına bağlanır. Gözüken el ve yüz siyah tencere karası ile boyanır. Sadece gözlerini görebilirsiniz. Genellikle bu rolü yapanlar zor tanınır. Elinde de neredeyse boyu kadar bir sopa bulunur.

Bu iki Arap’ın iki de gelini olur. Bu gelinlere kadın kıyafeti giydirilir. Topuğa kadar siyah etek, başlarına siyah başörtüsü takarlar, boyun altına bağlanır. Genelde makyaj yapmazlar.

Yaşlı bir dede ve karısı turp otçu nene vardır. Dede elinde bastonu ile topaldır. Karısı olan nene de yaşlı ve kamburu çıkmıştır.

Saz ekibi olarak, bir kabak kemane, bir dümbelek (darbuka) ve bazen de bir saz ilave edilerek üç kişilik bir müzik ekibi oluşturulur.

Arap oyunları genellikle bayramın, 1-2-3 günü akşamı oynanırdı. Akşam iftardan sonra giyinen Araplar, kapı kapı dolaşarak, para toplar, hem de o akşam oyunun olacağını haber vermiş olurlardı.

Köyde o yıllarda elektrik olmadığı için lüks lambası dediğimiz gazlı aydınlatma lambaları kullanılırdı. Sadece oyunun oynanacağı meydan aydınlatılırdı. Köy meydanında oynanan bu oyunların en meraklı seyircileri de köyün kadınları olurdu.

Oyun gelinlerin oynaması ile başlar, yöresel halkoyun havaları çalınırdı. Araplar beğendiği gelinlerden birinin kolundan tutar, yan sokak içine kaçırır. Efe başı sağa sorar, sola sorar, bulur getirir. Kaçıran Arap’ın sırtına üç-beş sopa atardı. Aralarında karşılıklı doğaçlama konuşmalar geçer, bu komik konuşmalar seyirciyi güldürürdü.

O arada Turp otçu dede-nine çıkar gelir, Arap’lar ve gelinlere sataşırlardı.

Bu oyun genellikle yarım saatten fazla sürer, belki de bir saat bilemiyorum. Araplar bazen seyirci arasına dalar, bilhassa kadın izleyenlerin çığlıkları ortalığı inletirdi.

İşte bizim mazide kalan, unutulmaya yüz tutan Arap Oyunları kısaca böyle cereyan ederdi. Artık 1970 yıllarda köye elektrik gelmesi ve televizyonun çıkmasıyla oynanmaz olmuştur.

Şayet söz konusu televizyon kanalı gelirse ekip kurulup, mazide kalmış bu geleneksel Arap Oyunu köy meydanında canlandırılmaya çalışılacaktır.

Hepimizin bunun gibi çocukluğunda kalan, yaşadığı yörede unutamadığı anıları ve o yörenin gelenekler-görenekleri vardır.

Sizlerinde hayatınızda hep unutmadığınız anılarınızın olması dileklerimle.

Saygılar, sevgiler.

Abdurrahman Balcılar

Twitter: abdurrahman balcılar@abbalcilar

Mail : ab.balcilar@hotmail.com
Blog: milliyet.com.tr/cansever

Blog: balcilar-blog.com

Not: Arap oyunundan bir fotoğraf bulamadığım için, aynı tarz olan orta oyun görseli internetten konmuştur. Şayet canlandırma yapabilirsek fotoğraflarını paylaşacağım.

 

Kültür Mirasımızı korumalıyız / Dağyeni Köyü’nde Celal Bayar evi,

21 Ekim ’13

Kategori
Kültür Turizmi
Kültür Mirasımızı korumalıyız / Dağyeni Köyü'nde Celal Bayar evi,

Haziran 1919’da Galip Hoca’ın Dağyeni Köyünde kaldığı ev.


AydınGermencikDağyeni Köyünde 3.cü Cumhurbaşkanımız Celal Bayar’ın bundan 94 yıl önce, 1919 Milli Mücadele yıllarında kaldığı ev mevcut. (Daha önceki Blog yazılarımın birinde tanıtmıştım.) Kıymet bilir köylü bu evi yıkmamış, avlusuna kendine yeni bir ev yapmış. Şu an ev virane durumda. Taş duvar yapı olması nedeniyle ev sapasağlam ayakta. Ev 2 katlı. Alt ana girişten sonra tahta merdiven üst kat sofaya çıkılıyor. Sağda ve solda iki oda, Rahmetli Celal Bayar, o zamanki takma adı ile “Galip Hoca” bu odaların birinde 15 güne yakın kalmıştır. O zaman düşman işgali nedeniyle burada, Yunan askerinden saklanmış. Bu nedenle köye namaz hocası olarak geldi demişler ve Galip Hoca lakabını takmışlar.

Bu ev hala sapa sağlam ayakta. Geçen yıllar onu eskitmemiş. O günden bu güne tam 94 yıl geçmiş. Bina yapı olarak belki de 120 yıllık.

Bu kültür mirasımızı kurumak adına, Kültür Bakanlık yetkililerinden ilgi bekliyor. Duyumlarıma göre, sahibi tadilat yapamaz, yıkamaz diye, Köy Muhtarlığına bir yazı gönderilmiş. Daha sonra bir haber çıkmamış. Bu bina birazcık tadilatla, o günkü gibi aslına uygun bir Restorasyon ile Kültür Mirasımız olarak yıllarca saklanabilir ve Turizme kazandırılabilir.

Ben buradan ilgili Bakanlık yetkililerine sesleniyorum. Biraz ilgi ve alaka lütfen. Rahmetli Celal Bayar’ı geri getiremezsiniz amma, onun anılarıyla dolu olan bu evi Türk Turizmine kazandırabilirsiniz. Kendi anılarında anlatımına göre, o zaman bu Vatan nasıl kurtulur, ben Ankara’ya nasıl giderim hesaplarını yapmıştır bu büyük insan.

Kısaca Celal Bayar:

1883 yılında Bursa’nın Gemlik ilçesinin Umurbey köyünde doğdu. İlk ve orta öğretiminden sonra memuriyet yaşamına atıldı. Adalet, reji ve bankacılık alanlarında memuriyet görevlerinde bulundu. 1908 yılında İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra ittihat ve Terakki çalışmalarına katıldı. Bu cemiyetin İzmir Şubesi Genel Sekreterliğini yaptı.

12 Ocak 1920’de toplanan son Osmanlı Mebusan Meclisi’ne Saruhan Sancağı Milletvekili olarak katıldı. Milli Mücadele sırasında Batı Anadolu’da etkinlik gösterdi. 15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgalinden sonra Tire üzerinden Aydın, Germencik’e geçti. Bu sırada Dağyeni köyünde 15 gün saklandı. Sonra Aydın üzerinden Denizli ve Ankara’ya ulaştı.  Daha sonra Birinci Büyük Millet Meclisi’nde Bursa Milletvekili olarak görev aldı.  1921’de İktisat Bakanı oldu. Lozan Barış Konferası’na danışman göreviyle katıldı. 1923seçimlerinden sonra İkinci Büyük Millet Meclisi’ne İzmir Milletvekili olarak girdi.

1924 yılında iş Bankası’nın kurulmasında önemli rol oynadı. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundaki savaşım çabalarında politikacı ve iktisatçı kimliği ile parladı. 1937-1939 yılları arasında Başbakanlık yaptı. Daha sonra siyasi yaşamını İzmir Milletvekili olarak sürdürdü.

Çok Partili siyasi yaşama geçilmesi üzerine 1946 yılında arkadaşları ile birlikte Demokrat Parti’yi kurdu ve başbakanlığa getirildi. Partisinin 1950 seçimlerini kazanmasından sonra aynı yıl Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce Türkiye’nin üçüncü Cumhurbaşkanı seçildi. (22 Mayıs 1950) 10 yıl boyunca sürdürdüğü bu görevinden 27 Mayıs harekâtı ile 1960 yılında uzaklaştırıldı. Yassıada Mahkemesi tarafından idama mahkum edildi. (15 Eylül 1961) Cezası daha sonra müebbet hapse çevrildi. Yassıada’dan Kayseri Bölge Cezaevi’ne nakledilen Bayar, 7 Kasım 1964’de rahatsızlığı nedeniyle serbest bırakıldı.

1903 yılında Reşide Hanımla evlenen ve üç çocuğu olan Celal Bayar, 22 Ağustos 1986 gününde İstanbul’da vefat etti.

Bu büyük Devlet adamına saygıyla anarken, Kültür Miraslarımızı sahip çıkmak adına, ilgili bakanlığın ilgi ve alakasını bekliyoruz.

Saygılar, Sevgiler.

Abdurrahman Balcılar

Twitter: abdurrahman balcılar@abbalcilar

Mail : ab.balcilar@hotmail.com

2014 Yılının ilk tertip askerleri dualarla uğurlandı.

04 Şubat ’14

Kategori
Gelenekler
2014 Yılının ilk tertip askerleri dualarla uğurlandı.

Köyümüzde bu sabah, 2014 yılının ilk tertip 5 gencimiz daha dualarla askere uğurlandı. Aydın,GermencikDağyeni Köyü‘nde asker uğurlama bir gelenek haline geldi. Başta askere gidecek gençlerin kadın-erkek yakınları olmak üzere bütün köylü, köy meydanından aşağı doğru yürüyerek, köy çıkışında toplanırlar. Köy imamı uğurlama duası yapar, daha sonra askere gidecek gençler sıralanır, tek tek tüm köylü ellerini öptürerek uğurlar olsun derler.

100_4347

Bu vedalaşma esnasında duygusal anlar yaşanır. Bilhassa asker anaları ağlayarak uğurlarlar evlatlarını askere. Uğurlama, gençlerin arabalara bindirilmesiyle kornalar ve alkışlar eşliğinde sona erer.

Askere gidecek gençlerin omuzlarında kırmızı bayrak renginde simli, pullu, işlemeli ipek yazmalar vardır. Üzerlerinde ay-yıldız ve gencin adı simle işlemeli olarak yazılıdır. Bazen değişik enteresan yazılar da görülür. Mesela bir gencin arkasında sim işleme şöyle yazıyordu.

ÖLÜRSEM

VATAN İÇİN

DÖNERSEM

SENİN İÇİN

VELİ

Bu gençlerin arasında bazıları evli, bazları da nişanlı olabiliyor. Evli ve nişanlıların ayrılığı daha da zor olsa gerek.

Askere gidecek gençler, bir ay önceden bu yemenileri sırtlarına takarlar, her gün öğle ve akşam yemekleri bir köy evinde veda yemeği olarak verilir. Yemek verenler, öncelikle gençlerin akrabalarıdır. Tüm köy zaten birbirlerine iç içe akrabadır.

Gitmeden önceki son cumartesi akşamı köy düğün salonunda asker veda gecesi yapılır. Çalgılı gecede askere gidecek bütün gençler ve başta yakınları olmak üzere tüm köylü kadın-erkek bir arada doyasıya eğlenirler. Danslar edilir, zeybekler oynanır, horonlar tepilir. Bu eğlence gecenin geç saatlerine kadar devam eder.

Bugün de Asker uğurlama yapıldı. Gençler içleri buruk da olsa, vatana hizmet etmenin onuru ve gururu içinde gülerek gittiler.

Bizim köyde bir adet vardır, askerlik yapmayana kız vermezler.

Selametle gidin, hepinize şimdiden hayırlı teskereler.

Saygılar, sevgiler.

 

Abdurrahman Balcılar

Twitter: abdurrahman balcılar@abbalcilar

Face : ab.balcilar@hotmail.com

Blog: milliyet.com.tr/cansever

Kahvaltılarımızın vazgeçilmezi zeytin.

08 Ocak ’14

Kategori
Kahvaltı

 

Kahvaltılarımızın vazgeçilmezi zeytin.

Ege illerimizden Aydın‘ın önemli tarım ürünlerinden biri, zeytin ve zeytin yağıdır. Aydın dağlık bölgelerinde doğal olarak yetişen delice dediğimiz zeytinlerinin aşılanmak suretiyle “memecik” cinsi denilen zeytin ağaçlarıyla kaplıdır. Bu zeytinler yağlık zeytinlerdir. Toplanıp, sıkılan zeytinlerden enfes zeytin yağı elde edilir. Kahvaltılarda yenilen sofralık dediğimiz zeytinleri bölge halkı genelde kendi ihtiyaçları kadar yaparlar.

Ben sizleri Aydın, GermencikDağyeni Köyünde yapılagelen kahvaltılık zeytinlerin yapılışını anlatmak istiyorum.

Üç tip kahvaltılık zeytin yapılır.

1.Çekişte denilen kırma zeytin.

2.Dilme zeytin.

3.Hurma zeytin.

Çekişte Zeytin: Genellikle sezonun başı olan Ekim-Kasım ayı başlarında yapılır. Henüz zeytinlere su yürümeden sert ve diri zeytinler dalından toplanır. Havan eli ile yada temiz bir taşla kırılır. Bu işlemi parçalamadan, hafifçe vurarak, sadece zeytini çatlatma şeklinde olmalıdır. Bu zeytinler bir kavanoza konur, su ilave edilir, takriben 7 gün bekletilir. Sonra acı suyu süzülür, tekrar su ilavesiyle yeterince tuz ilave edilir. Takriben 1 kg. zeytine 1-2 yemek kaşığı tuz koymak gerekir. Ayrıca, 2-3 kesme şeker ve sert ve diri kalması için limon tuzu da koyabilirsiniz. Bir hafta sonra yemeğe hazırdır. Her sabah yiyeceğiniz kadar kavanozdan çıkartınız, yoksa bekleyen zeytin kararır. Yeşil yemenin zevki başkadır. Şayet tuzu fazla kaçırdıysanız, çıkartmış olduğunuz zeytinleri ılık suda 1-2 saat bekletin, tuzunun hafiflediğini hissedeceksiniz.

Dilme Zeytin: Seçilmiş iri zeytinler bıçak ile en az üç yerinden çizilir. Ya da bazıları yemek çatalı ile delerler. Daha sonra suya konur, 3 gün ara ile suyu değiştirilir, sarı su berraklaştıktan sonra, tekrar temiz suya, tuz, limon tuzu ilavesiyle bekletilir. Aşağı yukarı çekişte zeytin ile yapışış aynıdır. Zeytin yeneceği zaman kavanozdan çıkartılmalıdır. Yoksa kararır. İsterseniz suyunu süzer, bir cam kavanozu koyarsınız. Yeşil kalması için üzerine tamamen örtecek kadar zeytin yağı ilave etmelisiniz. Üzerine bir limonu dilimleyerek koyabilirsiniz. Kapağını hava almayacak şekilde sıkıca kapatmalısınız.

Hurma Zeytin: Yapacağınız kadar seçilmiş kara zeytinleri (5-10 kg. olabilir) bir kendir çuval veya suyunu süzebilen torbaya koyarsınız. Bu torbayı geniş bir leğen içine koyar, üstüne bir ağırlık koymalısınız. 7-8 gün sonra çıkartıp, ılık suda yıkar, tekrar torbanın içine yeterince tuz ilavesiyle bastırırsınız. Bir hafta sonra tadını kontrol edersiniz. Acılığı gitti ise yemeğe hazırdır. Bu zeytinler, bir güğüm yada cam kavanoza koyar, üstüne zeytin yağı ilave ederseniz, uzun süre saklamış olursunuz.

Geçmiş yıllarda kuyularda hurma zeytin yapılırdı. Artık şu yıllarda yapılmıyor. 8-10 tonluk beton kuyu içerisine zeytinler yapraklarından temizlenip, kuyuya dökülür. En son üzerine iri kaya tuzu ile tamamen kaplayacak şekilde örtülür. Üste naylon ile ve ağırlık bastırılarak kendi halinde bırakılır. Kendi kızıl suyu ile “Hurma Zeytin” olur. 6 ay sonra tüccara tüm kuyu zeytini satılır. Artık bu uygulama günümüzde yapılmıyor. Daha önce da söylediğim gibi tane zeytinler,  yağ sıktırılıyor.

Köyümüzde incirden sonra zeytin yağı köylünün en önemli gelir kaynaklarıdır.

Sofralık (Kahvaltılık) Zeytinleri köylü sadece kendi ihtiyacı kadar yapar.

Afiyet Olsun.

Saygılar, sevgiler.

Abdurrahman Balcılar

Twitter: abdurrahman balcılar@abbalcilar

Mail : ab.balcilar@hotmail.com

Köyümüzde Muharrem ayı aşure yapımı,

23 Kasım ’13

Kategori
Gelenekler

 

Köyümüzde Muharrem ayı aşure yapımı,

Malumunuz Muharrem ayı aşure ayıdır. Aydın,GermencikDağyeni köyünde de, aşuresi yapımı geleneği sürdürülmektedir.

Köyde her aile mutlaka aşure yapar. Yapmayan yok denecek kadar azdır.

Önce malzemeleri sıralayalım, sonra yapımı anlatayım.

5 kğ. Aşurelik buğday, (Tatlı aşure için 3 kğ.buğday)

5 kğ.      Toz şeker,

0,5 kğ.    İç ceviz,

0,250 kğ. Susam

Yarım çay bardağı gül suyu

Karar dövülmüş karanfil.

15-20 litrelik küçük kazan su konur. Buğdaylar ilave edilir. Bizim buralarda odun ateşinde yapıldığından bir saat kaynatılır. Sonra tahta kepçe ile dövülür. Merhem kıvamına gelince kadar bu işlem devam eder. Yarım çay bardağından az zeytinyağı ve 2-3 çay kaşığı tuz ilave ederler. Ak aşır hazırdır. Tatlı aşure yapılmadan (şeker konmadan) önceki şekline ak aşır denir. Hazırlanan bu ak aşır konu komşu ve çağrılan akrabalarla birkaç sofra halinde yenir. Tabaklarda yapılan servise çiğ zeytinyağı ve tuz konulup, ekmek veya yufka ile sıcak olarak kaşık, kaşık yerler.

Daha sonra kalan ak aşıra, 2 kğ. Yenmiştir. 3 kğ.lık  kısma 5 kğ. toz şeker konur. Sonra, susam, badem, ceviz, dövülmüş karanfil ve gül suyu koyulur. Karıştırılarak biraz daha kaynatılır. Tadına bakılarak, gerekirse toz şeker ilave edilir. Artık tatlı aşuremiz hazırdır. Dağıtılacak tabaklara sıcak olarak dökülür. Tabaklar en az 4-5 kişilik olarak ayarlanır.  Önce etraf komşularından başlayarak, köy içindeki bütün akrabalarını dağıtılır.

Aşurelere bazı yerlerde, kuru kayısı, kuru armut, kuru incir, çekirdeksiz kuru üzüm, haşlanmış kuru fasulye ve nohut ilave edilebilir. Tek kişilik çorba kâselerine konduğunda üzerlerine tatlı nar taneleri konabilir.

Afiyet olsun, Allah kabul etsin.

 

Abdurrahman Balcılar

Twitter: abdurrahman balcılar@abbalcilar

Mail : ab.balcilar@hotmail.com

Blog: milliyet.com.tr/cansever

Dağyeni Köyünde hala unutulmayan gelenekler,

06 Kasım ’13

Kategori
Gelenekler
Dağyeni Köyünde hala unutulmayan gelenekler,

Köyümüzün doğudan görünen mazarası.


AydınGermencikDağyeni Köyü’nde yüzyıllardır süregelen gelenek ve görenekler hala hiç eksilmeden devam ediyor.

1962 yılında 13 yaşımda ayrıldığım köyümde hala eski adetlerin devam ettiğini şahit oluyorum. Köyüme döneli 3,5 yıl oldu. Yaşadıkça izliyor ve görüyorum değişmeden devam eden gelenekleri ve de gururunu yaşıyorum. 43 Yıl İzmir’de hayatım geçti. İzmir’in merkezi Konak’ da, 28 daireli apartmanda yaşadım. Apartman toplantıları dışında görüştüğüm 3 aileyi geçmedi. Diğerleriyle sadece kuru bir merhaba. Bırakın yardımlaşmayı bir kenara.

Daha önce yazılarımda belirtmiştim. Köyümüz 350 hane civarında. Köy uçtan uca birbiri ile akraba. Kız alıp vermelerden dolayı, akraba olmayan yok gibi. En önemlisi köye neredeyse 400 yıla yakın tarihinde yeni bir aile yabancı göç gelmemiş.

Bu köken birlikteliğinden olsa gerek ki, bu gelenek ve görenekler beklentisiz devam ettiriliyor. Son yazılarımdan birinde asker uğurlama merasiminden bahsetmiştim. Askere giden ailelere diğer köy halkı, öncelikle birinci derece akrabaları olmak üzere bir softa donatır yemek saatlerinde götürüyor. Nedeni oğlu askere giden evin annesi, üzüntüden eli kolu tutmuyor, morali de bozuk olması nedeniyle yemek yapmıyormuş. Bu nedenler yemekler, diğer ailelerden geliyor. Bu neredeyse bir hafta sürüyor. Bu arada tüm diğer aile fertleri, asker evine giderek,” Allah kavuştursun” dileklerinde bulunuyorlar.

Aynı adet evinden cenaze çıkan aileler için de geçerli. Evde dede, nine veya aile fertlerinden birini kaybeden aileye, cenazenin defninden itibaren sofra, sofra yemek yapılır, getirilir. Gelen yemekler en 5-6 çeşit olup, 5 kişiyi doyuracak şekildedir. Cenazen dönenlere o evde getirilen bu yemekler verilir. Bu adet de en az 7 gün devam eder. Ayrıca bu zaman zarfında tüm köy kadınları cenaze çıkan eve “Emir Allah’tan başınız sağ olsun” temennilerinde bulunulur.

İşte böyle benim köyüm yıllardır süregelen gelenek ve göreneklerine bağlı. Bu adetler nesiller boyu devam edeceğe benzer.

Allah hiç kimseye akrabasız ve dostsuz bırakmasın. Hayat paylaştıkça güzel ve yaşamanım bir anlamı var.

 

Saygılar, sevgiler.

Abdurrahman Balcılar

Twitter: abdurrahman balcılar@abbalcilar

mail : ab.balcilar@hotmail.com

Köy Gençlerine Bayram armağanı, Suni Çim Futbol sahası.

19 Ekim ’13

Kategori
Spor Eğitimi
Köy Gençlerine Bayram armağanı, Suni Çim Futbol sahası.

Aydın, Germencik, Dağyeni Köyü gençleri mini futbol sahasına kavuştu. Köy muhtarı Ali Afacan’ın girişimleri ile plan-projeye uygun olarak, köy ilkokulu bahçesine, modern bir mini futbol sahası yaptırdı. Futbol sahası suni çim ile kaplı, etrafı tel örgülü. 20 x 40 metre ebatlarında olup, 800 m2.dir. Köy Gençlerine Muhtarlığın bir bayram armağanı oldu.  Bayram boyunca civar köy gençlerinden oluşan takımlar ile karşılıklı futbol maçları organize edildi.

Dağyeni köy takımı, civar köylerden Selatin köy takımı ile aralarında yaptıkları maçta 8-4 yendi. Önümüzdeki günlerde diğer köy takımları ile karşılıklı maçlar yapılacak.

Bu tür sosyal tesislerin yapılmasını öncülük yapan Dağyeni Köy Muhtarlığı yaptığı bu işle ne kadar öğünse azdır. Önümüzdeki günlerde ışıklandırması ve duşlar da yapılacakmış.

Köy Gençlerini, Kahve köşelerinden çıkartıp, boş zamanlarında bu tür sporlara yönlendirmek çok olumlu bir davranış. Muhtar Ali Afacan ve beraber çalıştıkları İhtiyar Heyeti üyelerine (Hüsamettin Balcılar, Nafiz Bircan, Nafiz Çalışğan, İbrahim Kaya) ayrı ayrı, Köy Gençleri ve Çocukları adına teşekkür ederim.

İki sloganla sözlerime son veriyorum.

Sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur. Spor vücudun diyaliz makinasıdır.

Saygılar, Sevgiler.

Abdurrahman Balcılar

Twitter: abdurrahman balcılar@abbalcilar

Mail : ab.balcilar@hotmail.com
Blog: milliyet.com.tr/Cansever

Dağyeni Köyünde kurban kesmek yılların bir geleneği olmuş;

13 Ekim ’13

Kategori
Gelenekler
Dağyeni Köyünde kurban kesmek yılların bir geleneği olmuş

Kurban kesmek dinimizce bir sünnettir. Yani dinimizin emri olan, farzlardan değildir. Hali vakti yerinde olan Müslümanlar kurban keser. Ancak Aydın, Germencik Dağyeni köyünde kurban kesmek, 400 yıldan beri yılların getirdiği bir gelenek ve görenek olmuştur. Dinimizin emri değil amma, toplum baskısı haline gelmiştir. Köyümüz 350 hane civarındadır. Köyde kurban kesmeyen 15-20 aile, onlarda tek oturan dul kadındır.

Kurban kesmeyen aile reisi ayıplanır. Namaz kılmak dinimizce farzdır. Namaz kılmayana hoşgörüyle bakan köylü, kurban kesmeyene aynı hoşgörüyü göstermez. Bence borcu olmayan, ya da en azından kurbanlığını borç ile almayan kişi kurban kesmelidir

Eskiden benim çocukluğumda Kurban olarak keçi kesilirdi. Koyun kesen daha çok zenginlerdi. Şimdiki Kurbanlarda tersi, keçi kesen yok denecek kadar az. Hatta dana kesmek adet oldu. Dana paylaşımı kolay diye, en çok 4 kişi keser. Danaya giremeyen aileler koyun keser. Dinimizce kesilen kurbanın üçte biri dağıtılır, üçte biri eş dostla yenir, kalan da kendisine ayrılır. Kurban kesmeyen çok az olduğu için dağıtılacak kimse olmadığından kurban eti aile içinde kalır. Haftalarca et yenir, adı üstünde et bayramdır Kurban. Benim çocukluğumda Koyun kesenler, Koyun derilerini pösteki ya da namazlık yaparlardı. Şimdilerde herkes derileri Türk Hava Kurumuna bağışlamaktadır.

Benim çocukluğumun Kurban bayramlarının anlamı çok farklıydı. Şimdiki çocuklar da, aynı duyguyu yaşıyorlar şüphesiz. Bayram namazından sonra kurbanlar kesilir, ilk etler yenildikten sonra en güzel giysilerini giyerler. Sırayla en yakın aile büyüklerinden başlayarak, tüm akrabalar ve tüm köylüler birbirleriyle bayramlaşırlar. Bayram ziyaretleri dört gün boyunca devam eder.

400 yıllık köy tarihimizde Kurban geleneği devam ediyor. Nesiller değişse de, yeni nesiller bu dini geleneği devam ettirecektir.

Tüm eş-dost, akraba ve okurlarımın Kurban Bayramını kutlar, Allah nice Bayramlara sağlıkla, huzur içinde yaşatması dileklerimle…

Saygılar, Sevgiler.

Abdurrahman Balcılar

Twitter: abdurrahman balcılar@abbalcilar

Mail : ab.balcilar@hotmail.com

Blog: milliyet.com.tr/cansever