Etiket arşivi: Golden Retriever

Biricik Dostum Köpeğim Can’ı Kaybettim!

Biricik Dostum köpeğim Can’ı dün akşam kaybettim. Acım, üzüntüm çok büyük. Golden Retriever cinsi köpeğim tam 14 yıldır benimle beraberdi. Yani 14 yaşındaydı. Onu 3 aylık yavru iken sahip olmuş, elimde büyüdü. Ben onu, o beni tanıdı ve sevdi. Bir insan bir köpeğe bu kadar bağlanır mı diyebilirsiniz. Maalesef bağlanıyor, elde değil. Unutmak çok zor. O kadar güzel günlerimiz geçti ki… Sabah yürüyüşlerini birlikte çıkıyor, kır bayır dolaşıyorduk. Tam üç defa zehirlendi, ölümden döndürdüm. Ama bu defa döndüremedim. Artık yaşlanmıştı, bu cins köpeklerin ömrü zaten 14-15 yıl. Vakti saati gelmişti ve öldü.

Önce arka ayakları üzerine basamaz oldu. Sonra da yemeden içmeden kesildi. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi, Veteriner Fakültesine götürdüm. Rontgenler çekildi. İlaç aldım ama, yemek yemediği için aç karına hapları yutturamadım. Burada Hayvan Hastanesinin çalışanları, başta Dahiliye bölümünden Prof. Dr. Hüseyin Voyvoda ve ekibine ayrıca çok teşekkür ederim. Sayın Voyvoda 2013 yılında yine hastalanmış, kan değerleri çok düşmüştü, iyileştirdi ve ömrünü bu güne kadar uzattı.

Zaman her şeyin ilacı… Bu acıyı zamanla unutacağım ama, biraz zor olacak. Nur içinde yat Can dostum.

Allah Sevdiklerinizden ayırmasın.

Saygılar ve sevgiler.

Abdurrahman Balcılar

Twitter : abdurrahman balcılar@abbalcilar

Mail : ab.balcilar@hotmail.com

Blog: blog.milliyet.com.tr/cansever

Şahsi Blog: Abdurrahman Balcılar Blog Sayfası

Köpek psikolojisi / Can ile sabah sporu!

100_5097

Can” isimli Golden Retrıever cinsi bir kepeğim var. Arada bir onunla ilgili yazılar yazdım. Can 9 yaşında, yavruluğundan beri benimle beraberdir. Geçen hafta değerli yazarlarımızdan Kerim Korkut’un “Hayvanlar da bizim gibi sıkılırlar mı acaba?” bir blok yazısını okudum. Evet, hemcinslerinden ayrı tek olarak evde yaşayan köpekler sıkılırlar. Sahibinden ilgi bekler, dolaşmak isterler. Her köpek besleyen köpek psikolojinden anlamak yada öğrenmek zorundadır.

Bu durumu bildiğim için sabah yürüyüşlerini birlikte çıkar, sporu birlikte yapmış oluruz. Köyde emekliliğimi yaşadığım evin balkonunda kalır Can. Sabah uyandığımı hissettiği anda başlar havlamaya… Haydi yürüyüşe çıkalım diyerek. Bazen gidiş-geliş 4 km.lik doğada bir yol yürüyüşüne çıkarız. Bazen de köy okulunun bahçesindeki halı sahaya gideriz. Halı sahada topu ile oynamayı çok sever.

Bu sabah da erken saatte gene okulun bahçesine birlikte gittik. Önce onun plastik topunu atarak getirmesini isterim.

100_5096

Topun peşinden koşar, topu bana getirir. Önce ağzından bırakmak istemez.

100_5100

Küçük ödül mamaları var. Bu sabah yanıma almamışım. Topu tekrar atmam için bana vermek istemez.

100_5101

Önünden çabucak alır, getirmesi için tekrar atarım.

100_5087

Sonra yorulur gelir önüme yatar.

100_5098

Onunla biraz oynaşırız. Onu okşar, mıncıklarım.

100_5099

Ben de halı sahada 8-10 tur atarım. Can da saha kenarında oturup, beni bekler.

100_5103

Daha sonra okulun arka bahçesindeki jimnastik aletleri gider, 15 dakika değişik aletlerde spor yaparım. Can da o sırada kenara otur, beni seyreder. İlk defa bu aletlere bindiğimde çok tedirgin olmuştu. Havlar, üstüme sıçrar, inmemi isterdi. Şimdi alıştı oturur beni bekler.

100_5105

Can fotoğraf çekemediğine göre, aletlerde kendimi görüntüleyemedim. Sabahın 7’sinde kimse olmadığı için resim çektiremedim. İşte böyle sevgili okurlar. Can ile sabah sporumuz. Daha sonra Can da, ben de yorgun bir şekilde köy sokaklarından geçerek, eve döneriz. Can arkamdan yorgun bir şekilde gelir.

100_5106

Eve dönünce Can bol bol su içer, sonra da mamasını veririm, onu afiyetle yer. Daha sonra Can yatar, keyfine bakar. Ben de duşumu alır, kahvaltıya geçerim.

Şayet siz de bir köpeğe sahipseniz, onunla birlikte yaşıyorsanız, onun psikolojisini, gezmelerini, aşılarını her şeyini dikkat etmeniz lazım. Köpeklerle ilgili geniş bilgi için, İ.Ü.Veteriner Fakültesi İç Hastalıkları ve Psikoloji Uzmanı Prof.Dr.Tamer Dodurka’nın kitaplarını tavsiye ederim.

Golden Retrıver cinsi, çocuklu evlerde beslenen en uysal hayvandır. Asla saldırgan değillerdir. Gösterilen sevgiyi anında karşılık verirler. Golden ırkı için, “Hırsıza terlik veren köpek” denir. Bütün köpeklerde dikkat edilmesi gereken husus, uyurken ani olarak dokunmamak, hele sevdiği bir yemeği yerken önünden almaya çalışmamak. O zam her köpek ısırabilir.

Unutmayalım ki, köpekler insanların en büyük dostudur. Onların da bir canlı ve varlık olduklarını bilelim.

Saygılar ve sevgiler.

Abdurrahman Balcılar

Twitter: abdurrahman balcılar@abbalcilar

Mail : ab.balcilar@hotmail.com

Blog: blog.milliyet.com.tr/cansever

Blog: balcilarblog.com

 

Not: Fotoğraflar amatör makinem ile tarafımdan çekilmiştir.

 

Çağatay Ulusoy’un hayvan sevgisi!

04 Nisan ’14

Kategori
Magazin
Çağatay Ulusoy’un hayvan sevgisi!

Medcezir dizisinin başrol oyuncusu Çağatay Ulusoy tam bir hayvan sever. Bilhassa köpekleri çok seviyormuş. Medcezir dizisinde de Mira’ların Golden Retriever cinsi bir köpeği var. Adı Safari. Mira dizide, ara sıra Safariyi dolaştırmaya çıkıyor, bazı bölümlerde görüyoruz. Safari, çok akıllı, çok da sevimli bir köpek!

Meşhur Alman edebiyatçı, doğa bilimci Goethe’nin bir sözü vardır. “İnsanları tanıdıkça hayvanları daha çok seviyorum” demiştir.

Çağatay Ulusoy, Goethe’nin bu sözünü doğrulayan bir hayvan sever.

Geçen Mart ayında GQ Türkiye dergisine verdiği bir röportajında hayvanlar hakkında neler söylemiş.

“Daha hayatın başındayım. Ailemden hep dürüstlük ve doğruluk gördüm. Bu yüzden herkese güvenle yaklaşıyorum. İnsanları tanımaya başladım salında. Bazı hatalardan ders çıkarmaya çalışıyorum. İnsanın doğadan kopmaması gerektiğine inanıyorum. Bir göl kenarında kamp kurmanın, orada geçirdiğim iki-üç günün verdiği mutluluğu ve huzuru tarif edemem. Bahçeli bir evde büyüdüm. Bahçede köpeklerimiz vardı. Hâlâ da annemlerde köpeklerimiz var. Doğduğumda sahip olduğumuz Pointer’in üçüncü nesli. Hayvanlarla iç içe büyüdüm için kendimi şanslı hissediyorum. Hayvanların insanların karakterlerinin oluşumunda etkisi olduğuna inanıyorum. Onlara yapılan zulmü ya da sahiplenilen hayvanların bir zaman sonra terk edilişini asla kabul edemiyorum.”

images

Köpeklerle birlikte büyüyen Çağatay Ulusoy tam bir hayvan sever. Kedileri de çok seviyor olmalı ki yukarıdaki resimde bir sarman kedi ile birlikte resim çektirmiş.

Dizide rol gereği olsa da safari ile bir araya gelmekte, başını okşamaktadır. Aşağıdaki fotoğrafta Serenay Sarıkaya ve Safari ile.

Ekran Alıntısı.PNG safari  Ekran Alıntısı.PNG safari 2

Yukarıda üst ana resimde görüldüğü gibi, dizi çekimleri set arasında, ağabeyine ziyarete gelen kardeşi Atalay ile birlikte Safari’yi okşarken görüyoruz.

images3QZUZ0RD safari

Safari, Yönetmenimiz Ali Bilgine de yardımcı oluyor ki, ağzında set çekim sıra levhasıyla poz vermiş.

Benim de bir Golden Retriever (üst resim) bir köpeğim var. Adı “Can”  onu çok seviyorum.

Bir hayvan sever olarak, Çağatay Ulusoy’un da bir hayvan sever olmasından dolayı kutluyorum.

Saygılar, sevgiler.

Abdurrahman Balcılar

Twitter: abdurrahman balcılar@abbalcilar

Face : ab.balcilar@hotmail.com

Blog: milliyet.com.tr/cansever

Blog: balcilar-blog.com

Not: Görseller internetten alınmıştır

Köpek sevgisi ve Sadakatin sembolü olan köpek hikâyesi,

01 Ekim ’13

Kategori
Köpek Eğitimi
Köpek sevgisi ve Sadakatin sembolü olan köpek hikâyesi,

Benim Golden Retriever cinsi bir köpeğim var. Adı “Can”, erkek, yedi yıldır benimle beraber. “Cansever” lakabını kullanmamdan, benim köpek sever olduğumu anlamışsınızdır. Aramızda tahmin edemeyeceğiniz kadar bir bağ var. Ben onu sevdiğimden daha fazla o beni seviyor. Ne yapmak, ne demek istediğimi bakışlarımdan anlar. Çatıdan düştüğümde yanımdan ayrılmayıp, havlamalarıyla hayatımı kurtarmıştı. 13 Ocak 2013 Tarihli “Dostum Can” adlı blog yazımda anlatmıştım.

Dört ay önce hastalanmıştı. Baygın yatıyordu, hiçbir tepki vermiyordu. Gece saat 04.00 de kalmıştım. Kendini bilmez haldeydi. Seslendim, okşadım, tepki alamadım. Kendimi tutamadım, ağlamaya başladım. Ağlama sesimi duyunca kuyruğunu iki defa yere vurdu. “Üzülme iyiyim” demek istemişti. Sabah da Adnan Menderes Üniversitesi, Hayvan Hastanesine götürdüm. Ölümden döndü. Şimdilerde iyi, sabahları beraber doğa yürüyüşlerimizi devam ediyoruz.

Bugün internette dolaşırken aşağıda nakledeceğim bir köpeğin sadakati ile ilgili yazıyı okudum. Bilmiyorum, içimdeki hayvan sevgisinden mi olacak gözyaşlarımı tutamadım. Herkesin okumasını düşündüğümden naklediyorum.

Sadakatin sembolü olan köpek,

Tokyo Üniversitesi’nin ziraat fakültesinde görevli olan Profesör Hidesaburo Ueno, 1924 yılında Haçiko isimli bir köpeğe bakmaya başladı. Akita cinsi kızıl kahverengi köpek ile sahibi arasında kısa sürede kuvvetli bir bağ oluştu. Haçiko her sabah işe giden sahibine yakınlardaki Şibuya tren istasyonuna kadar eşlik etti ve sonra eve geri döndü. Sonra bir gün Ueno onu evine geri getiren trenden indiğinde karşısında Haçiko’yu gördü. Köpek sahibinin trenden ineceği saati hesaplamış ve onu karşılamak için Şibuya istasyonuna gitmişti. Bu hoş sürpriz daha sonra ikilinin geleneği haline geldi ve her gün iş çıkışı Ueno’yla Haçiko istasyondan evlerine beraber döndüler. Bir gün, 1925’in Mayıs ayında Haçiko her gün yaptığı gibi sahibini beklemeye başladı. Saatlerce istasyonun çıkışında bekledi, ama kimse gelmedi. Ertesi gün de oradan ayrılmadı. Ve onu takip eden gün de… Haçiko’nun bilmediği bir şey vardı, o da en yakın dostu üniversitede geçirdiği beyin kanaması sonucu hayatını kaybetmişti. Haçiko yine de beklemeye devam etti, belki gelir diye. Takip eden dokuz yıl boyunca Haçiko, Şibuya istasyonundan ayrılmadı. İlk başlarda insanlar, özellikle istasyonun çalışanları yalnız köpeğe çok arkadaşça yaklaşmadılar; ama hakkında Ueno’nun öğrencilerinden biri tarafından yazılan makale gazetede yayımlanınca Haçiko ülke çapında üne kavuştu. Artık insanlar Haçiko’nun bekleyişini kolaylaştırmak için ona yemek getirmeye başlamıştı. Bu gelenek yıllar boyu, tam da Ueno’nun dönüş treninin istasyona yanaştığı saatte devam etti. Haçiko’nun efsanevi bağlılığı ülke çapında sadakatin sembolü haline geldi.

ÖLDÜĞÜNDE SAYGI DURUŞUNA GEÇTİLER

Nisan 1934’de Şibuya istasyonunun girişine Haçiko’nun bronz heykeli konuldu. Henüz hayatını kaybetmemiş olan yaşlı ve yorgun köpek açılışta hazır bulundu. Kısa bir süre sonra 8 Mayıs 1935 günü Haçiko hayatını kaybetti, ölü bedeni Şibuya’da bir sokakta bulundu. Haçiko’nun vücudu korunup Japon Ulusal Bilim Müzesi’nde sergilendi ve anısına Aoyama mezarlığında bir anıt dikildi. Öldüğünde kendisini bulanlar onun için saygı duruşunda bulundu. 2011’in Mart ayında bilim insanları Haçiko’nun ölüm nedeninin kanser ve iç organlarını sarmış kurtlar olduğunu saptadı. İkinci Dünya Savaşı sırasında, savaşa kaynak sağlamak için geri dönüşüme gönderilen heykel 1948 yılında orijinal heykelin tasarımcısının oğlu tarafından yeniden yapıldı ve halen istasyonun çıkışında tüm heybetiyle durmakta. O kapının ismi ise bugün “Haçiko Çıkışı” olarak anılmakta. Her yıl 8 Nisan’da Şibuya İstasyonu’nda onu anmak için toplanan çok sayıda insan Haçiko’ya saygılarını sunuyor. Sadakat sembolü köpeğin hikayesini anlatan birçok film çekilmiş ve kitap yazılmış. Bunlardan en ünlüsü 2009 yılında çekilen ve başrolünü Amerikalı film yıldızı Richard Gere’in üstlendiği ‘Hachi: Bir Köpeğin Hikayesi’

Lütfen herkesin okumasını tavsiye eder misiniz!

Not: Bu yazı, 27 Şubat 2013’ de Aksam.com.tr. de yayınlanmış, oradan alınmıştır.

Saygılar, sevgiler.

Abdurrahman Balcılar

Twitter: abdurrahman balcılar@abbalcilar

Mail : ab.balcilar@hotmail.com

Blog: milliyet.com.tr/cansever

 

Dostum can

14 Ocak ’13

Kategori
Doğal Hayat / Çevre
Dostum can

Can’ın en büyük keyfi suda serinlemek,


Can adlı golden retrıever bir köpeğim var. 6 yıldır benimle beraber. Bana inanılmaz bağlı. Bakışlarımdan anlar ne demek istediğimi. Sevinçli isem benimle sevinir. Tuttuğum takım gol attığında “gol” diye bağırdığımda benimle zıplar. 2-3 kere havlar. Sevimcimi paylaşır.
Hüzünlü isem benimle hüzünlenir. Hele ağladığımı görürse üzerime sıçrar, beni neşelendirmeğe çalışır. Üzülmememi iser. İşte böyle bağlar vardır aramızda. Kızdığımı, gözlerime bakarak anlar. Eğer bir kabahatı var ise, başını yana doğru çevirir. Adeta özür diler benden, bi daha olmaz der gibi.
Dün sabah doğa yürüyüşünü çıkmıştık gene beraber. Yol kenarında  bulunan karadut ağacına çıktım. Dut üzüm yemek için. Poposunun üzerine oturup aşağıdan izledi. Başladı havlamağa. Sebebini ben çok iyi biliyordum. Dikkat et düşersin diye,  ikaz havlamasıydı bunlar. Gözlerine bakdım, emniyetteğim der gibi. Sonra havlayı kesti beni izlemeğe başladı.
Altı ay önce çatıdan düşmüş, hayatımı kurtarmıştı.
Yağmurlu bir havaydı. Beş metrelik ahşap merdiveni duvara  dayayıp çatıya çıkmıştım, uydu antenini düzeltmek için. Can alt terasta beni bekliyordu. Gene havlıyordu dikkat et diye. İşim bitti, inerken merdiven ayağımın altından kaydı. 3 metreden aşağı düşmüşüm. Sonradan yegenim anlattı. Köpeğim can’ın havlama sesleriyle beni bulmuşlar. Önce yanıma yaklaşamamışlar. Çılğın gibi etrafımda dönüyor,  acı acı havlıyor. Yüzümden akan kanları yalıyor, yardım etmeğe çalışıyormuş. Bütün bu olanları bana anlattıklarında, çok duyğulandım.
Hastanede yattığım, 13 gün süresince adeta hayata küsmüş, yemekten kesilmiş. Hastane dönüşü beni karşısında görünce sevincini kelimelerle ifade edemem. Saatlerce başını ayaklarım üzerine koydu, anlamlı anlamlı ,iyi ki geldin, sağsın der gibiydi.
İşte benim can’la dostluğum böyle.
Abdurrahman Balcılar