Celal Bayar’ın kaleminden Haziran 1919’da Dağyeni Köyünde kalış öyküsü,

20.04.2013 tarihinde Kültürler kategorisine eklenmiş, 1.004 views Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış.

20 Nisan ’13

Kategori
Kültür – Sanat
Celal Bayar'ın kaleminden Haziran 1919'da Dağyeni Köyünde kalış öyküsü,

Celal Bayar Nam-ı diğer Galip Hoca,


3. Cumhurbaşkanımız rahmetli Celal Bayar 15 Mayıs 1919 da Yunanlıların İzmir’i işgalinden önce, 19 Mart’ta İzmir’i terk etmiş, Torbalı işgal edildiğinde Tire’de bulunuyordu. Yunan askeri Tire’ ye gelmeden terk etmek gerekiyordu. Kendi kaleminden şöyle anlatıyor.

Tire’de bulunmamız tehlikeli idi. Tire bitpazarından arkadaşımız Raif efendi cübbe bulup getirmişti. Kir ve kokularını gidermek için bir şişe kolonya kullandım. Gece 5 silahlı atlarla, Aydın’a doğru yol aldık. Germencik Habibler köyünden geçtik. Neşetiye köyüne ulaştık. Kadınlar etrafımızı çevirdiler. Fatma Dudu adındaki kadın birkaç yüz metre ileride Yunan askerlerini gösterdi. Bunlar tren köprüsünün bekçileri, dedi.
Bizler silahlı beş kişi idik. Bizlere bol bol incir ve ekmek hediye ettiler. Gideceğimiz Aydın’ın da işgal edildiğini öğrendik. Bu kez tekrar dağ yoluna koyulduk. Akşam karanlığı basmadan Dağyeni köyüne vardık. Kara İsmail Ağa beni Ramazan hocası gelmediği için hocalık yapmam için köyde kalmamı teklif etti. Kabul ettim. Namaz hocalığı yaptım. Namaz sonrası Dağyeni köy odasında toplandık. Beni imtihan etmek istediler. Edip ve arkadaşlarım bırakıp gittiler. Yunan kuvvetlerinin ortasında kalmıştım. Nazilli’ye gitmeyi düşündüm, zorlukları vardı. Bir müddet daha kalırsam baskınla yakalanabilirdim. Germencik üzerinden Menderes nehrinden karşıya ulaşmak ve oradan da Nazilli’ye gitmeyi planladım. Germencik bucak müdürü Emin Beyi (Ulucan) tanıyordum. Gizli teşkilatına girip çalışmış, sağlam bir ittihatçı idi. Sakılnmadan evine girebilirdim. Fakat Germencik işgal edilmişti. Germencik bucak müdürünün görevde olup olmadığını öğrenmek için mektup yazdım. Mektubu götüren köylü akşama köye geldi, benimle konuşmaktan çekiniyordu.
– mektup ne oldu?
 – Müdüre verdim.
 – Ne söyledi?
 – O adamı bana getir, dedi.
 – Başka ?
– Başka bir şey yok.
– O halde yarın sabah karanlığında seninle Germencik’e gidelim olur mu?
– Olur.
Konuştuğum köylü, evinde misafir olduğum Kara İsmail Ağa ile konuştular. Bir müddet sonra benim yattığım yatak, camiye yakın imamın yanına taşındı. Misafirlikten kovulmuştum. İmamı köylünün evine yolladım. Gelmesini istedim. Haber getirdi. Rahatsızmış. Bugün evden çıkamazmış. Haydi, hocam, İsmail Ağanın evine gideceğiz. Gittiğimizde, ağa yumuşak bir sesle, sizi dağ yolundan Nazilli’ye gönderecektim. Yolda soyarlar diye çekindim. Gece karanlığında Germencik’te ne işin var. Gitmek istemişsin.
Durumu anlattım. İbrahim Koca bey (Çolak İbrahim) adındaki bir köylünün cılız beygiri ile beni beklediğini gördüm. Köylüler ile vedalaşmak istedim, bırakmak istemediler. Köyün dua yeri var oraya kadar gelerek uğurladılar.
Biz senin ne maksatla buralarda dolaştığını anladık. Bizi de unutma. Allah muvaffak etsin. Yolun açık olsun, diyerek dua ile uğurladılar.
İbrahim Koca Bey beygirin yularından tutmuş çekiyor ben beygirin üzerindeyim. Öyle vakti germencik istasyonuna geldik. Her taraf Yunan askerleri ile dolu idi. Beygir yorulmuş olsa ki birden yere yığıldı. Ben düştüm. Köylülerin kaldığı bir hana gittik. Burası Dağyeni köy odasından daha berbattı. Kirli hasırlar üzerine oturuluyordu. O gün Cuma, ertesi günü ramazan başlayacaktı. Ben handa oyalanırken beni köyden getiren İbrahim’i bucak müdürüne gönderdim.
Buradan sonra Menderes nehrinin güneyine geçer, sonra Denizli’den Ankara’ ya ulaşır.
Burada Galip Hocanın açıkça anlatmadığı, Kara İsmail Ağanın evinden, cami imam odasına atılışının gerçek nedenini yaşlı köylülerden öğrendim. Aktarayım. Galip Hoca her gün kaldığı oda içinde sıkılır. Pencereden evin avlusuna seyreder. Evin kadınları avluda fırında ekmek yapıyorlarmış. Hocanın bakışlarından rahatsız olurlar. Kara İsmail ağaya şikayet ederler. Ağa da yatağını imam odasına gönderir. Hocamızın kötü bir niyeti yoktur. Merakından öylesine seyreder. Kara İsmail ağanın bu davranışı, Galip Hocanın ağırına gittiği ve ağladığını söylediler.
22 Ocak 2013 Tarihinde yazdığım, Celal Bayar’ın Dağyeni köyündeki Paşa Çeşmesi blog yazımda bu konuyu anlatmıştım. Bir defa da onun ağzından anlatmak istedim. Köye minnet borcunu ödemek için köye 1957 yılında PAŞA çeşmesini yaptırmıştır.
Saygılar, sevgiler değerli okuyucularım.
Abdurrahman Balcılar
Not: Celal Bayar’ın anlattıkları, Yazar Sadettin Demirayak’ ın  “Kuva-yı Milliye’nin Aydın’da Doğuşu” adlı kitabından alınmıştır.

 

İlgili Terimler : , , ,
Yazar Hakkında
Abdurrahman Balcılar

Yazar : Abdurrahman Balcılar

Yazar Hakkında :

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız

Yorumlar
İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
  • Kategoriler

  • Son Yazılar

  • Son Yorumlar

  • Arşivler

  • Meta