Aylık arşivler: Nisan 2013

Aydın Dağyeni Köyü’nde Yüzyıllardır süregelen Nişan geleneği,

29 Nisan ’13

Kategori
Gelenekler

 

Aydın Dağyeni Köyü'nde Yüzyıllardır süregelen Nişan geleneği,

Yüzükler 18 ayar sarı Altın.


Köyümüzde yüzyıllardır nişan-düğüngelenekleri aynen sürdürülmektedir. Temelde gelenek ve görenekler hep aynıdır. Sadece modern çağımıza ayak uydurulmaktadır. Bu blog yazımda kız isteme ve nişan örf adetlerini anlatmak istiyorum.

Kızlarda nişan 16-20 yaşlarında yapılır. Şayet bir kız 20 yaşına kadar nişanlanmazsa evde kalmış sayılır. Erkekler 18-20 yaş arası nişanlanır. Askerlik sonrası düğün yapılır.

Eskiden görücü usulü vardı. Önce anne-baba beğenir, oğluna uygun buldukları kızı isterlerdi. Günümüzde Kız-oğlan birbirlerini beğenip anlaşırlarsa oğlan kızın ailesine, babasını istemeğe gönderir. Kız tarafına haber verilir, hayırlı bir iş için geleceğiz diye. Bu genellikle mübarek Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan gece olur. Kız babasından “Allahın Emri, peygamberimizin kavliyle” istenir. Kız tarafı, düşünelim, nasipse olur, der. Bir hafta mühlet ister. Bir hafta sonra aynı gece gidilir ve söz alınır. Arlarında kararlaştırılıp, bir gün tayin edilir, beraber Aydın pazarına alışverişe çıkılır. Kıza nişanlık elbiseler, iç çamaşırları ve kızın annesine babasına varsa kardeşlerine gömlek, çorap, mendil ve giyecek eşyaları alınır. Ayrıca kuyumcudan altın yüzükler, takı altınları alınır. Konuşulan altınların bir kısmı alınır. Kalanlar düğün takısına bırakılır. Oğlan tarafı kıza Asgari 5 adet beşibiryerde, 10 adet Adana burması, 2 metre köstek ve altın gerdanlık almak zorundadır. Oğlan evinin durumuna göre üst sınır yoktur. Geleneğimizdeki takı altının amacını açıklamak istiyorum. Oğlanın sanatı yoktur, baba mesleği çiftçidir. Yapılan altınlar bir nevi sermayedir. Düğün sonrası, altınlar bozdurulup, incir veya zeytin bahçesi alınır. Tapu genellikle kızın üstüne yapılır.

Alış-veriş dönüşü oğlan evi tarafından alınan giysiler ve eşyalar tepsilerle kız evine gönderilir. Bu eşyalar büyük sinilere dizilerek, oğlan evinin akrabaları, genç kızlar tarafından, kız evine görkemli bir şekilde sıra sıra yürüyerek, başlarında ya da ellerinde tepsileri taşırlar. Sini sayısı 50-60 adedi bulur. Burada işin gösterişi önemlidir.

Oğlan evinden gelen bütün giyecek malzemeleri evin duvarına çarşaflar üstüne, asılarak sergilenir. Köy kadınları bir hafta boyunca ziyarete gelir ve alınan eşyalar üzerinde az-çok, iyi-kötü diye dedikodu yaparlar.

Eskiden tepsilerin gönderildiği akşam, kıza nişan yüzükleri takılırdı. Şimdilerde köyün düğün salonunda Cumartesi akşamı çalgılı balo yapılıyor ve nişan yüzükleri takılıyor. Arkasından takı merasimi yapılır. Gece boyunca çalınır oynanır, dans edilir.

Şimdi sıra kız tarafındadır. Oğlana takım elbise, spor elbise, gömlek, kravat, kemer, iç çamaşırı ve ayakkabı alınır. Oğlanın annesi, babası kardeşleri ve tüm yakın akrabalarına gömlek, çorap, mendil. Penye giysiler alınır. Her biri ayrı ayrı sinilere dizilerek oğlan evine aynı şekilde yollanır. Bir tepsi içine “yavuklu çiçeği” denilen, çeketin süs mendil cebine konan, köy çiçeklerinden hazırlanmış küçük demetler hazırlanır. Esas hazırlık yiyeceklerdir. Bazıları kızarmış kuzu veya oğlak, pirinçle doldurup gönderir. Ya da 10-15 bütün piliç kızartılıp tepsilere konur, ayrıca 10 kğ pirinç pilavı,  Peynirli börek ve dana etli pilav hazırlanır. Tatlı olarak, yöremizin meşhur tatlısı zerde ayrı ayrı tabaklara hazırlanır. Ayrıca baklava, kalbura-bastı ve kadayıf konur. (Ek galerimde görüntülerini ayrıca vereceğim.)

Tüm hazırlanan giyecek ve yiyecekler kız tarafının yakın akrabaları tarafından, tepsilerle ve sinilerde taşınarak konvoy halinde oğlan tarafına götürülür. Aynı gün akşamı oğlan tarafının yakın akrabaları ve oğlanın arkadaşları yemeye davet edilir, afiyetle yenir. Oğlan anası yaka çiçeklerinden dağıtır, çiçek alanlar (mübarek olsun) der.

Artık nişan, her iki taraflı yapılmıştır. Düğün beklenir. Düğün, iki tarafın hazır oldukları, karalaştırdıkları bir tarihte yapılır. Bu süre bir veya üç yıl sürebilir. Oğlan tarafı mutlaka kendilerine yeni bir gelin evi yapmak zorundadır. Ev asgari 2 oda, salon, mutfak, tuvalet, banyo olmak gerekir. Şimdilerde yapılan evler şehir evlerine aratmaz. 40-50 yıl önce baba evinin bitişiğinde tek bir yatak odası hazırlanırdı.(gusül hanesi içinde)  O günler geride kaldı. Ayrıca kıza takı altınlarının da hazırlanması bu sürede şarttır.

Düğün gününe kadar, Bayramlarda, yılbaşında, sevgililer günü gibi diğer önemli günlerde her iki taraf birbirlerine karşılıklı hediyeler alırlar ve gönderirler. Oğlan evine kızarmış piliç yemekler yollanır. Bilhassa bayramlarda oğlana “yavuklu çiçeği” göndermek çok önemlidir. Çiçekler çok güzel kokması için, üzerine esans sürülür.

Aydın, Dağyeni köyünde, nişan yapılmış, sıra düğündedir.

Bundan sonraki bir blog yazımda düğünlerden bahsetmek istiyorum.

Her gününüz, düğün günü gibi olması dileklerimle…

Saygılar, sevgiler.

Abdurrahman Balcılar

 

Çağatay Ulusoy, hiç tadın kaçmasın,

22 Nisan ’13

Kategori
Magazin

 

Çağatay Ulusoy, hiç tadın kaçmasın

Yeni dizisi için sabah yürüyüşü,


Çağatay Ulusoy, Yeniköy sahillerinde arkadaşı Can Yurtsevdi ile yürüyüş yaparken gazetecilere yakalanmış. Basın mensuplarının fotoğraf çekmesini gören Çağatay, ters yöne doğru yürümeye başlamış. Gazetecilerin sorularına “Tadım kaçtı, hiç keyfim yok, ben gidiyorum” deyip gitmiş.

Takvim gazetesinde Ufuk Özcan’ın haberine göre, geçtiğimiz akşam İstinye’de La Boom isimli mekanda görülür. Kalabalık arkadaş grubuyla ile eğlenen Ulusoy’un yanında ‘mafya filmlerinden’ çıkmış gibi duran korumaları varmış. Mekandakilerin korkulu gözlerle bakmasına aldırış etmeyen Ulusoy, gayet  keyifli görünüyormuş. Kapıda gazetecilerin olduğunu öğrenen Çağatay Ulusoy kendisi yerine yanında korumalık yapan arkadaşlarını gönderip fotoğraf çekildiği anda, gazetecilerin hepsini döveceklerini, hem de fotoğraf makinelerini el koyacaklarını söyletmiş.

Sevgili Çağatay, 1 Nisan’da sevenlerin sana bir mektup göndermişti. Okumadın herhalde. Gerekli dersleri almamışsın. Unutma, basın mensupları (yazılı-görsel) sevenlerinle aranda köprüdür. Ters düşmemelisin. Bir tek tebessüm eden resmini iletmeleri, fanlarını ve sevenlerine, ne kadar mutlu kıldığını sen çok iyi biliyorsun. Ne oldu şöhret omuzlarını mı çökertti. Eğer taşıyamazsan, çok acı çekersin. “Tadım kaçtı, hiç keyfim yok” diyorsun. Yanında Can Yurtsevdi ile görüntülenmen mi hoşuna gitmedi. O kötü olayda arkadaş kurbanı dediler. O değilse, çıkar mertçe söylersin. Seni öyle tanıdı sevenlerin. Ay Yapım ortalıkta gözükme diyebilir. Dizi hakkında açıklama yapma. Ama sevenlerine iki kelime ve bir kare resmi çok görme. Onlar getirdi seni buralara…

Yürüyüş sonrası Rumeli Hisarında bir kebapçıda görüntülenen mutlu resimlerin, bir çok sevenini sevinçlerinden ağlatmış.  Starlife’ın yayınlanan kısa çekim görüntülerinde pek mutlu görünüyordun.

Korumalar, kimi kimden koruyorlar. Sen korunmaya muhtaç mısın. “Adını Feriha Koydum” setlerinde hep o halkın içindeydin. Sen eğlenirken görüntülenecek resimlerin fanlarını ve sevenlerini ziyadesiyle mutlu eder. Ben kendi adıma döveriz-fotoğraf makinelerini kırarız sözlerinin senin ağzından çıkmadığını gibi, hatta bu kelimeleri de, senin bilgin dışında söylendiğini düşünüyorum. Benim bildiğim Çağatay, sevecendir, alçak gönüllüğü ve mütevaziliği ile tanınır.

Sevgili Çağatay, artık kozanı kır. Geçmişe mazi denir. Çok yakında yeni dizinle sen gene sevenlerinin karşısında olacaksın. O eski mutlu günlerini tekrar ziyadesiyle yaşayacaksın. Fanların senin için twitter’da her hafta TT yapıyorlar. Niye, unutulmaman için, senin moralinin düzelmesi için.  Hep söylediğim o mert ve dik duruşunu devam ettir. Unutma, başarı senin göbek adın olacak.

Saygılar, sevgiler herkese.

Abdurrahman Balcılar

 

 

Celal Bayar’ın kaleminden Haziran 1919’da Dağyeni Köyünde kalış öyküsü,

20 Nisan ’13

Kategori
Kültür – Sanat
Celal Bayar'ın kaleminden Haziran 1919'da Dağyeni Köyünde kalış öyküsü,

Celal Bayar Nam-ı diğer Galip Hoca,


3. Cumhurbaşkanımız rahmetli Celal Bayar 15 Mayıs 1919 da Yunanlıların İzmir’i işgalinden önce, 19 Mart’ta İzmir’i terk etmiş, Torbalı işgal edildiğinde Tire’de bulunuyordu. Yunan askeri Tire’ ye gelmeden terk etmek gerekiyordu. Kendi kaleminden şöyle anlatıyor.

Tire’de bulunmamız tehlikeli idi. Tire bitpazarından arkadaşımız Raif efendi cübbe bulup getirmişti. Kir ve kokularını gidermek için bir şişe kolonya kullandım. Gece 5 silahlı atlarla, Aydın’a doğru yol aldık. Germencik Habibler köyünden geçtik. Neşetiye köyüne ulaştık. Kadınlar etrafımızı çevirdiler. Fatma Dudu adındaki kadın birkaç yüz metre ileride Yunan askerlerini gösterdi. Bunlar tren köprüsünün bekçileri, dedi.
Bizler silahlı beş kişi idik. Bizlere bol bol incir ve ekmek hediye ettiler. Gideceğimiz Aydın’ın da işgal edildiğini öğrendik. Bu kez tekrar dağ yoluna koyulduk. Akşam karanlığı basmadan Dağyeni köyüne vardık. Kara İsmail Ağa beni Ramazan hocası gelmediği için hocalık yapmam için köyde kalmamı teklif etti. Kabul ettim. Namaz hocalığı yaptım. Namaz sonrası Dağyeni köy odasında toplandık. Beni imtihan etmek istediler. Edip ve arkadaşlarım bırakıp gittiler. Yunan kuvvetlerinin ortasında kalmıştım. Nazilli’ye gitmeyi düşündüm, zorlukları vardı. Bir müddet daha kalırsam baskınla yakalanabilirdim. Germencik üzerinden Menderes nehrinden karşıya ulaşmak ve oradan da Nazilli’ye gitmeyi planladım. Germencik bucak müdürü Emin Beyi (Ulucan) tanıyordum. Gizli teşkilatına girip çalışmış, sağlam bir ittihatçı idi. Sakılnmadan evine girebilirdim. Fakat Germencik işgal edilmişti. Germencik bucak müdürünün görevde olup olmadığını öğrenmek için mektup yazdım. Mektubu götüren köylü akşama köye geldi, benimle konuşmaktan çekiniyordu.
– mektup ne oldu?
 – Müdüre verdim.
 – Ne söyledi?
 – O adamı bana getir, dedi.
 – Başka ?
– Başka bir şey yok.
– O halde yarın sabah karanlığında seninle Germencik’e gidelim olur mu?
– Olur.
Konuştuğum köylü, evinde misafir olduğum Kara İsmail Ağa ile konuştular. Bir müddet sonra benim yattığım yatak, camiye yakın imamın yanına taşındı. Misafirlikten kovulmuştum. İmamı köylünün evine yolladım. Gelmesini istedim. Haber getirdi. Rahatsızmış. Bugün evden çıkamazmış. Haydi, hocam, İsmail Ağanın evine gideceğiz. Gittiğimizde, ağa yumuşak bir sesle, sizi dağ yolundan Nazilli’ye gönderecektim. Yolda soyarlar diye çekindim. Gece karanlığında Germencik’te ne işin var. Gitmek istemişsin.
Durumu anlattım. İbrahim Koca bey (Çolak İbrahim) adındaki bir köylünün cılız beygiri ile beni beklediğini gördüm. Köylüler ile vedalaşmak istedim, bırakmak istemediler. Köyün dua yeri var oraya kadar gelerek uğurladılar.
Biz senin ne maksatla buralarda dolaştığını anladık. Bizi de unutma. Allah muvaffak etsin. Yolun açık olsun, diyerek dua ile uğurladılar.
İbrahim Koca Bey beygirin yularından tutmuş çekiyor ben beygirin üzerindeyim. Öyle vakti germencik istasyonuna geldik. Her taraf Yunan askerleri ile dolu idi. Beygir yorulmuş olsa ki birden yere yığıldı. Ben düştüm. Köylülerin kaldığı bir hana gittik. Burası Dağyeni köy odasından daha berbattı. Kirli hasırlar üzerine oturuluyordu. O gün Cuma, ertesi günü ramazan başlayacaktı. Ben handa oyalanırken beni köyden getiren İbrahim’i bucak müdürüne gönderdim.
Buradan sonra Menderes nehrinin güneyine geçer, sonra Denizli’den Ankara’ ya ulaşır.
Burada Galip Hocanın açıkça anlatmadığı, Kara İsmail Ağanın evinden, cami imam odasına atılışının gerçek nedenini yaşlı köylülerden öğrendim. Aktarayım. Galip Hoca her gün kaldığı oda içinde sıkılır. Pencereden evin avlusuna seyreder. Evin kadınları avluda fırında ekmek yapıyorlarmış. Hocanın bakışlarından rahatsız olurlar. Kara İsmail ağaya şikayet ederler. Ağa da yatağını imam odasına gönderir. Hocamızın kötü bir niyeti yoktur. Merakından öylesine seyreder. Kara İsmail ağanın bu davranışı, Galip Hocanın ağırına gittiği ve ağladığını söylediler.
22 Ocak 2013 Tarihinde yazdığım, Celal Bayar’ın Dağyeni köyündeki Paşa Çeşmesi blog yazımda bu konuyu anlatmıştım. Bir defa da onun ağzından anlatmak istedim. Köye minnet borcunu ödemek için köye 1957 yılında PAŞA çeşmesini yaptırmıştır.
Saygılar, sevgiler değerli okuyucularım.
Abdurrahman Balcılar
Not: Celal Bayar’ın anlattıkları, Yazar Sadettin Demirayak’ ın  “Kuva-yı Milliye’nin Aydın’da Doğuşu” adlı kitabından alınmıştır.

 

Hayırlı cumalar.

19 Nisan ’13

Kategori
Gelenekler

Hayırlı cumalar

 

Din kültürümüze vardır Hayırlı Cumalar. Dinimizce Cuma mübarek gündür. Batı kültürlerinde sabah karşılaşanlar günaydınlaşırlar. Müslümanlarda Cuma sabahları Hayırlı cumalar demek bir gelenek olarak yerleşmiştir.
Köylerde tüm köylü birbirlerini tanırlar. Cuma mübarekleme adettendir. Yaşlılarımız daha önem verir bu konuyu. Ben her Cuma sabahı 87 yaşındaki İbrahim amcamın evine uğrar, ellerinden öper, cumasını mübareklerim. Gelişimi çocuk gibi de sevinir, gözleri parlar, yüzüne, gönlüne huzur dolar. Çocuk gibidir yaşlılarımız.
Dinimizin güzel bir geleneğidir bu. Ne mutlu yapana, yapabilene.
Hayırlı cumalar diyorum herkese.
Saygılar, sevgiler.
Abdurrahman Balcılar

 

Kızılçam tırtıl konvoyu.

14 Nisan ’13

Kategori
Doğal Hayat

 

Kızılçam tırtıl konvoyu

Tırtıl sürüsü sabah sporunda.


Doğa yürüyüşlerinde her türden canlı hayvan ve böceklere rastlayabilirsiniz. Günün ilk ışıklarıyla uyanır tüm canlılar. Kıpır kıpır bir hareketlilik başlar doğada.

Geçtiğimiz hafta, her sabah olduğu gibi doğa yürüyüşüne çıktım. Kızılçam ağaçlarının altında yolda konvoy halinde yürüyen tırtıllar dikkatimi çekti. İp gibi dizilmiş tırtıllar birinin başı, öbürünün arkasında yürüyorlar.  Durdum dikkatle izledim. Kendi kendime gülümsedim. “Tırtıllarda sabah sporu yapıyorlar benim gibi” dedim. Fotoğraf makinam her zamanki gibi yanımdaydı. Birkaç poz fotoğraflarını çektim.  Meraklanmıştım. Ne yapmak istiyorlar böyle nereye yürüyorlardı. Doğrusu bir anlam da veremedim. Çam ağacının dallarında beyaz torbalarda yuvaları görünüyordu. Belli oradan inmişlerdi yola.

Dönüşümde internetten araştırdım.  Binlerce çeşitten biri, çam kese böceğiymiş, Latince, adının (Thaumatophea pityocampa) olduğunu öğrendim. Genellikle Ege ve Akdeniz’de Kızılçam ağaçlarında erken ilkbaharda beyaz keseler örerlermiş. Sekonder zararlıymış. Yani ağaçları öldürmez ama büyüme ve gelişmesini yavaşlatırlar. Fotoğraftaki gibi çok uzun tren katarları gibi dizilip ilerler. Üzerindeki tüylerde bulunan bir kimyasal madde nedeniyle aşırı kaşıntıya neden olurlarmış. Bizim buralarda çam tozu altında kalanlar boyunlarında benekli kızarıklıklar oluşur. Buna “kurudeşen” denir. Kaşıdıkça çoğalır.

Çoğu insan bu tırtıl zararlısını tanımaz, bilmez. Ama ormanlarımızın zararlı haşerelerindendir tırtıllar. Düşünsenize binlercesi ağaçları kemirir, büyümesini engeller.

Doğa işte böyle bir şey.  İt ürür, kervan yürür.

Sevgiler, saygılar.

Abdurrahman Balcılar

Dağyeni’de Gelinlik kızların vazgeçilmez çeyizi iğne oyası;

10 Nisan ’13

Kategori
Gelenekler

 

Dağyeni’de Gelinlik kızların vazgeçilmez çeyizi iğne oyası;

El emeği, göz nuru iğne oyası,


Aydın Dağyeni Köyümüzde, kızların çeyizhazırlıkları doğar doğmaz başlar. Anne, babaanne ve anneaneler çeyiz hazırlıklarına düğün gününe kadar devam ederler. Sandıklar el işleriyle doldurulur. Günümüzde en gözde el işi,iğne oyasıdır. İğne oyası demek, göz nuru el emeği demektir. Başa bağlanan krep, çember ve başörtülerinin kenarlarına işlenir. Ayrıca namaz başörtüleri ve sehpa örtü kenarları, Renk renk naylon ipliklerle ve dikiş iğnesi ile yapılır. Krepler doğadaki her renktendir. Koyu tonlardan açık pastel renklere kadar, rengarenktir.

Bir krepin iğne oyası ayıracağı zamana göre 1-2 hafta sürer. Hazırlananlar tamamen çeyizliktir. Satmak için yapan pek yoktur. Satan kişi, el emeği olarak 170 TL. civarında alırmış. Düğün sonrası gelinin evinde, bir ay boyunca,diğer ev eşyalarıyla beraber sergileniyor. Tüm köy kadınları ev gezmesine gelirler ve görürler. Bu kız anası için övünç kaynağıdır. Bir kızın iğne oyası 50-80 adet arası değişir. Bundan 40 yıl önce kanaviçe işlemek de modaydı. Tüm yatak örtüleri, perdeler, minder, yastık kılıfları kanaviçe ile işlenirdi. Bu adet şimdi azaldı.

İğne oyalarına, değişik çiçek isimleri verilir. Örnekler; Gül tomurcuğu, Lale, Nergis, İğde Çiçeği, Karanfil , Hercai, papatya, Begonya gibi… Eşya ve yiyecek isimleri de olabilir. Tayyare, mantı, yılbaşı ve Tavus Kuşu gibi. (Bu örnekleri ekteki galeri resimlerinde görebilirsiniz.)

Bu çeyiz geleneği 350 yıldır köyümüzde sürüyor, ve de yıllarca da sürecek gibi duruyor.

Gözünüz, gönlünüz ve hayatınız, bu iğne oyaları gibi rengarenk olması dileğiyle.

Sevgiler, Saygılar Değerli Okurlarım.

Abdurrahman Balcılar

 

Aydın’da bir köy Dağyeni’de ki 4 Asırlık Karaağaç,

06 Nisan ’13

Kategori
Kültürler

 

Aydın'da bir köy Dağyeni'de ki 4 Asırlık Karaağaç,

Köyün canlı şahidi, 4 Asırlık Karaağaç,


Köyümüzün tarihçesini bir önceki blog yazımda yazmıştım. Yapmış olduğum araştırmalara göre köy meydanının arkasındaki, yöremiz tabiriyle Gageç ağacının (Karaağaç) o günlerden geldiğini tespit ettik. Köyün en yaşlılarıyla yaptığım görüşmeler doğrultusunda bu yargıya vardım. Karaağaç’ın ülkemizdeki diğer adı Kayın ağacıdır.

1650 yılında Çam yanı köyünden gelen aileler şimdiki köy meydanın çevresindeki, sert zemini olan taşlık yerlere çadırlarını kurmuşlar. Zamanla da buralara toprak evler yapmışlar. Bunların yanında çamurdan kerpiç üretilip, kerpiç duvarlı evler de yapılmıştır.

Sıcak yaz günlerinde bu Karaağaç’ın altında toplanıp, vakit geçiriyor, sohbetlerini yapıyorlarmış. Köy meydanı işte o günlerde, burada kurulmuş. Şimdiki köy kahvesi ve köy camii ile yan yanadır. Diğer kahveler, köy muhtarlığı ve bakkallar hep bu meydandadır.

Çocukluğumdan hatırlıyorum. 1950’li yıllarda, her Cuma günü bizim gageçin altında bir kasap dana veya keçi keserdi. Kasap kestiği hayvanı, o ağacın dalına asar, derisini yüzerdi. Etleri parça parça vatandaşa satardı.  Bu gelenek kuruluş yıllardan beri süregelmekteymiş.

Galeri fotoğraflarımda,4 asırlık bu Karaağaç’ın fotoğraflarını izleyebilirsiniz. Ağacın alt gövde boyu yerden takribi 2,5 metre. Gövde çevresi 3,20 metredir. Ağacın yüksekliği 12 metre civarındadır. Araştırmalarıma göre Karaağaçlar 900 yıl kadar yaşarmış. Oldukça sert gövdeli bir ağaçtır.

İşte Dağyeni Köyü’nün canlı şahidi bir Karaağaç. Bizim tabirle Gageç. En az 6 neslin canlı şahidi.

Allah bu ağaç kadar olmasa da, herkese uzun ömürler versin.

Sevgiler, Saygılar.

Abdurrahman Balcılar

 

Aydın’da bir köy, Dağyeni köyünün tarihçesi.

05 Nisan ’13

Kategori
Kültürler

 

Aydın'da bir köy, Dağyeni köyünün tarihçesi...

Dağyeni ile ilgili blog yazımda köyümüzün tarihinden bahsedeceğimi bildirmiştim. Araştırmaların neticesinde, 1958’li yıllarda beni okutan, Rahmetli ilkokul öğretmenim Zeki Serbest’in titiz bir çalışması olan, 1964 yılında, daktilo ile yazdığı köy inceleme yazısından alıntıyla anlatmak istiyorum. Kendisine o zaman, öğretmen Mehmet Binici ve öğretmen Hüseyin Erişen yardımcı olmuşlardır.  Değerli öğretmenime, burada anarken “Allah rahmet eylesin. Ruhu şad olsun”. Diyorum.

Köy daha önce bugünkü köyün batısında, takriben 1,5 km. mesafede, Kocapınar denilen yerde kurulmuştur. Şimdi bu eski köy yerine, çam yanı denilmektedir. Çam yanı Köyü, Bağ Nahiyesi adı verilen bir kasabaya bağlanmıştır. Bu nahiyenin Selçuk olduğu sanılmaktadır.

Çam yanı Köyü, Koca pınar kaynak suyunun pek yakınında kurulmuş olduğundan, köylüler yalnız bu kaynaktan istifade etmişler. Kaynağın köye çok yakın olması, kaynak suyunun köy istikametinden gelmiş olması, zamanla köyün pisliğinin ve hatta mezarlıktan sızıntı halinde akan suların, kaynak suyuna karışmış olmasından, köyde salgın hastalık baş göstermiş, çok sayıda insan ölmüştür. Buna büyük ölet denmiştir. İnanışlarına göre köye uğursuzluk geldiğini, köyden uzaklaşıp başka bir yere gidip, yerleşmeğe düşünmüşler ve bugünkü köyün bulunduğu yere yerleşmişler. Bu yerleşmenin kati olarak tarihi belli olmamakla beraber 1650 yıllarında olduğu tahmin edilmektedir. Çam yanı Köyünden ilk önce gelenler, İncerler ailesi ile Sarılar ailesidir. Bu ilk gelenler “Buraya daha yeni köy yapalım” demişler. Yeni kurulan köyün adı daha yeni köy olarak kabul edilmiş, zamanla daha yeni kelimesi, (Osmanlıcada, Dağcedid) bu günlere Dağyeni olarak gelmiştir.

Dağyeni Köyünün bulunduğu yerler, Tire’de oturan tapu katibi Hacı Unceroğlunun imiş. Hacı Ünceroğlundan habersiz yerleşen insanlar, varlıklarını belli etmemek için, ormanlar arsında gizli yaşamışlar ve hatta mevcudiyetlerini belli etmemek için köpek ve tavuk besleyememişlerdir. Daha sonra toprak evler yaparak barınmışlardır.

Hacı Unceroğlunun ölümünden sonra  arazilerin bir kısmı köylüler tarafından satın alınmış, bir kısım araziler de gene Tire’de oturan Hacı Beytuloğlu’na   intikal etmiş, Hacı Beytuloğlu ile köylüler arasında arazi mücadelesi olmuş, Beytuloğlu’nun ölümü üzerine araziler oğulları arasında pay edilmiş, bunlarda arazilerini köylülere satmak zorunda kalmışlardır. İşte bu sırada geçimleri hayvancılık olan göçebe akını baş göstermiştir. Bu göçebelerin en önemlileri, Tire üzerinden gelen Arnavut göçebeleri ile Bursa’dan gelen, Hacı Mehmetler göçebeleridir. Yeni gelen göçebeler yerli ahalilerle kaynaşmışlar ve zamanla Hacı Mehmetler soyu köyün hakim unsurları haline gelmişler, bu gün dahi köyün en zengin ve sözü geçen yeni köyün eşrafları, Hacı Mehmetler soyundan gelen fertlerdir.

Şimdiki yerine, 1650 Yılında kurulan Dağyeni Köyü, Cevizli dağ sıradağlarının devamı olan (Yedi yaran ve Kartal tepesinin takriben 4 km. güneyindedir. Köyün bulunduğu yer taşlık ve engebelidir.  Köy doğuda Dampınar, güney doğuda Çamköy, kuzeyde Tire İlçesinin Büyük Kale bucağı, batıda Selatin ile komşudur. Daha önce İzmir iline bağlı idi. 1934 yılında Aydın iline bağlanmıştır.

İşte bizim Dağyeni Köyü, 363 yıllık geçmişiyle bu günlere gelmiştir. (1919-1922 Milli Mücadele yıllarını başka bir blog yazımda anlatacağım.)

Esenlikle kalın sevgili okuyucularım.

 

Saygılar, sevgiler.

Abdurrahman Balcılar

Twitter: abdurrahman balcılar@abbalcilar

Face : ab.balcilar@hotmail.com

Blog: milliyet.com.tr/cansever

 

 

 

 

Çağatay Ulusoy’ a sevenlerinden açık mektup;

 

01 Nisan ’13

Kategori
Magazin
Çağatay Ulusoy' a sevenlerinden açık mektup

Sevgili Çağatay Ulusoy, sana olan sevgi ve ilgiyi ben de, gıpta etmeye başladım. Ne kadar çok sevenlerin, fanların varmış. Seninle ilgili yazdığım, blog yazılarım soluksuz okunuyor. Çok seviliyorsun. Böyle Talih kuşu, her kulun başına konmaz.

Biliyorum, sen “Adını Feriha Koydum” dizisinin 2. Sezonunda yakaladın bu şansı. Allah vergisi fiziğinle, azmin ve yeteneklerinle geldin bir yerlere. İzleyicin gözünde bir fenomen oldun.

Sevenlerinden istek ve ricalar alıyorum. “ Emir’in Yolu” finali niye çekilmedi? Hazal Kaya ile niçin, yeni bir dizide oynamıyorlar?.  Ben bu sorulara cevap verecek konumda değilim. Ancak Blog yazılarımda dile getirebilirim.

Yeni çekilecek diziyle ilgili, Ay Yapımın senaristi Sayın Ece Yörenç’ in açıklamaları doğrultusunda yazdığım, “Çağatay Ulusoy, yeni bir aşk hikayesi ile ekranlara dönüyor” blog yazım, bir ayda 20 binin üstünde okuyucu tarafından okundu. Bu demek ki, herkes seni ekranlarda göreceği günü sabırsızlıkla bekliyor. İnşallah Eylül ayında o gün gelecek.

Sevenleriniz iki aydır, suskun kalmanız konusunda sizi eleştiriyor. Mail ve Twitter kullanmadığınızı biliyorum.  Kullanmayışınızı, saygı da duyuyorum.  Siz bence en doğrusunu yapıyorsunuz. Kendinizi ne zaman hazır hissedersen o zaman çıkarsın basın karşısına. Ocak ayı içindeki, o talihsiz olaydan sonra kendinizi toparlamanız için zaman lazım. Keşke o uyuşturucu olayı, yaşanmasaydı. Hal bu ki, o bir gram uyuşturucunun keyfini, sevenlerinizin ilgisi ve sevgisi fazlasıyla yaşatıyordu size. Niye ihtiyaç duyduğunuzu anlamış değilim.  Sizin başınıza gelen her kütü olay, sevenlerinizi en az sizin kadar üzüyor. Bunu unutmayın.

Yaz tatilinde yaşamış olduğunuz şezlong olayındaki, bir kare resmin başınıza neler açtığını, bir röportajınızda dinlemiştim. O tür resimlerin altı istenildiği gibi doldurulabilir.  “Anadolu Kartalları”ndaki rol arkadaşınız, İsmail Filiz’in kız arkadaşı ile, Bodrum’da oynadığınız tavla resimlerinin, altına neler yazıldı, neler çizildi. Hep söylerim, bir musibet, bin nasihate bedeldir. Gene bir röportajınızda izlemiştim, “ Asla show dünyasından birisiyle bir ilişki yaşamam” diyorsunuz. Büyük konuşmamak lazım.  Bin düşünüp, bir laf etmelisin. Niye olmasın ki, her horoz kendi çöplüğünde bulur eşini. Hatırlasanıza sevenleriniz, Hazal Kaya ile dizi aşkınızın, gerçek hayatta da olmasını çok istiyorlardı. Büyük lokma yut, büyük laf etme derler. Hayatta her şey olabilir.

Sevgili Çağatay, sizi, sevenleriniz getirdi buralara, Parlayan bir yıldız yaptı. Düşünsenize, kuyruklu yıldız gibi de kaydırabilirler. Yapımcılar seyircisi olan, sevilen, reytingi olan oyuncuya iş verir. Sektörde örnekleri çoktur.

Bütün bu yazdıklarım, “Baba nasihatı” gibi oldu ama, olsun ben sizin babanız yaşındayım. Ayrıca bütün bunlar sevenlerinizin isteği ve arzusu.

Çağatay, sen geleceğin yıldızısın. Başarılı olacaksın, arkanda on binlerce sevenin var. Yolun açık , her şeyin gönlünce olsun, yeter ki sen mert ve dik duruşunu davam ettir.  Sevenlerin seninle…

Not: Dilerim, sevenlerinizin isteği doğrultusunda , yazdığım mektubu, birileri vesile olur da okursun.  (Ha unutma bu bir “1 Nisan şakası” değil.)

Tüm okuyucularıma Saygılar, sevgiler.

Abdurrahman Balcılar