Aylık arşivler: Şubat 2013

Köy Gençlerine Bayrak Sevgisi.

16 Şubat ’13

Kategori
Doğal Hayat / Çevre
Köy Gençlerine Bayrak Sevgisi

Köyümüz kasabaya 14 km. mesafede. Aydın’ın dağ köylerinden biri. (Daha önceki blog yazılarımdan birinde anlatmıştım.)  Gençlik kahve kültürü ile yetişiyor. Televizyondan başka eğlencesi yok. Kasabaya gidip eğlenmek, en azından sinemaya gitmek gibi, alışkanlıkları olmasa da, bazılarının da imkanı yok. İki yıldır açmış olduğumuz internetcafe, tek eğlenceleri oldu. Yıl içerisinde yapılan, köy nişan ve düğün törenleri en büyük eğlenceleri oluyor.

Geçtiğimiz Ağustos ayında yeğenimle evin balkonunda otururken aklımıza geldi. Tam karşımıza gumbak kayası isimli bir tepe var. Yeğenim  “o tepeye bir bayrak yakışır” dedi. “hemen dikelim” dedim. Öyle de yaptık. O ay içinde 6 metrekare bir bayrak alıp, 8 metre direk dikip, bayrağı dalgalandırdık. Köyün her yerinden görülebilir bir tepe. Şimdi baktıkça gururlanıyor, duygulanıyor, bazen gözyaşlarımı tutamıyorum.

Bayrak bağımsızlığın ve bir ulusun sembolüdür. Amacımız köylüyü ve geçliğini, vatan, millet sevgisinin yanında bayrak sevgisini aşılamaktı. Amacımıza da ulaştık. Köylü tarafından çok beğenildi ve takdir gördü.

O tepenin adı gumbak kayası idi. Anlamsız ve ifadesi zor olan tepenin ismini Bayrak Tepe olarak değiştirdik. Köy muhtarlığını da teyit ettirdik.

Bugün ay yıldızlı bayrağımız gece gündüz Bayrak Tepede dalgalanıyor, hepimize gurur veriyor. Sözlerimi Merhum şair Arif Nihat asya’nın  “Bayrak” şiiri ile son vermek istiyorum.

“Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü

Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü,

Işık ışık, dalga dalga bayrağım,

Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.

Sana benim gözümle bakmayanın

Mezarını kazacağım.

Seni selamlamadan uçan kuşun

Yuvasını bozacağım.

Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder

Gölgende bana da, bana da yer ver!

Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar;

Yurda ay- yıldızın ışığı yeter”

Herkese saygılar, sevgiler.

Abdurrahman Balcılar

 

 

Çağatay Ulusoy’un paranoyak videosu.

11 Şubat ’13

Kategori
Magazin

 

Çağatay Ulusoy'un paranoyak videosu

Çağatay Ulusoy’un best model yarışmasına girmeden önceki yıllarda, Özgür Özer tarafından senaryosu , kurgusu ve çekimi yapılmış kısa metraj paranoyak adlı, bir deneme filmi yayınlandı. Bu deneme filminde  Çağatay sigara içerken, panik atak ruh hali görüntüleri var. Her oyunculuk meraklısının yapabileceği türden bir deneme filmi. Dün sosyal medyada, twitterda  bir damla suda fırtınalar kopartıldı. “Olay, olay Çağatay’ın paranoyak görüntüleri” yada “Çağatay Ulusoy’un şok görüntüleri ortaya çıktı” diye başlıklarla duyuruldu. Enteresan olan Çağatay’ın bu görüntüleri sanki bir esrarkeş gibi olması.

Çağatay içici olmak suçlamasıyla soruşturmadan yeni çıkmışken, böyle görüntülerin ortaya çıkartılması hiç hoş değil. Üstelik bu görüntüler bir sene öncede internette vardı. Ben görmüştüm. Sadece ne tesadüf ki, deneme çekimi olan bu video, son suçlamaları destekler nitelikte olması. Magazin basınımızın bu videoyu ilk defa çıkmış gibi, ortaya atması son derece yanlış ve etik değil.

Tüm sevenleri, fanları ona destek çıkmışken, bu tür sansansyonel  videonun ortaya çıkartısı, Çağatay’da yaptığı tahrifatı düşünmek bile istemiyorum. Her insan hata yapabilir. O da  kabul etti hatasını. Sorgulama dönüşünde yakınları aracılığle, mesaj iletti. “Evdeyim, sizin destek ve dualarınızla ayakta kaldım. Benim her şeyimsiniz. Her şey için teşekkür ederim. Saygılar” diye.

Magazin basınımız zamanlaması yanlış sadece. Ailesinin, yakınlarının desteği yanında basının da destek olası gerektiğini düşünüyorum. Çağatay Ulusoy’un 2 yıllık geçmişiyle geldiği yerler, geleceğinin aynası. Ben kendi adıma daha çok başarılı olacağını düşünüyorum. Bazılarınız sen Çağatay’ın hamisimisin diyebilir. Değil, sadece ona, kötü zamanlarında destek  olunmasını düşünen bir yazarım.

Meyva veren ağaç taşlanır. Diliyorum bu olayla Çağatay Ulusoy yıkılmıyacak. Her zaman olduğu gibi, dik duracak, Ay yapımla, yeni projelerde kendini daha ilerilere taşıyacaktır.

Sevgiler.

Abdurrahman Balcılar

Beni böyle sev, sıra dışı bir Dizi;

9 Şubat ’13

Kategori
TV Programları

Beni Böyle Sev, hatırladığım son iki yılda seyrettiğimiz 3.cü Üniversite aşkı dizisi olacak. İlki Adını Feriha Koydum, Feriha – Emir aşkı. İkincisi Sudan bıkmış balıklar;  Zeynep – Selim aşkı. 3.cüsü Beni Böyle Sev; Ayşem – ömer aşkı olacak.

İkinci bölümünü seyrettik dün akşam. TRT 1 iyi bir dizi yakalamış. Sıcacık, sımsıcak, riyadan, entrikalardan uzak bir yapım. Adını Üstad Orhan Gencebey’ın duygulu parçasından almış.  BSK yapım, Çağrı Bingüller – Başak Bingüller’e ait.  Yönetmen Cem Tabak.

Ayşem (Zeynep Çamcı) Trabzon’un Akçaabat ilçesinden biricik babasını,  köfteci Nail ustayı bırakarak, kırmızı valiziyle İstanbul’a üniversite okumak için gelir. Karşısına Saf, temiz oldukça iyi niyetli (annesinin süt kuzusu olarak yetiştirdiği) zengin çocuğu Ömer (Alper Saldıran) çıkar. Hobisi fotograf çekmektir ömer’in. İlk rastlantılarında poz poz resimlerini çeker Ayşem’in. Ömer ilk görüşte aşık olur. Ayşem çok doğal, sözünü esirgemiyen, gerektiğinde, beyninde sesli düşünen oldukça cici bir Anadolu kızıdır. Ömer’e Çimengöz lakabını takar, Ayşem. Dizedeki diğer tipler, sıradışı, marjinal kişilerdir.

Amcasının evinde kalacaktır, ama yengesinden hoşlanmaz. Amcasının evinden ayrılan Ayşem, kalacak yeri olmadığı için yine hastane, okul ve sokakları mekan tutar. Ömer’in ilgisi Ayşem’i giderek etkilemeye başlamıştır. Onu kendinden uzaklaştırmak istesede hissettikleri buna engel olmaktadır. Ayşem’e olan sevdasını açan Ömer, hiç beklemediği bir tepkile karşılaşır. Ayşemin babası Nail usta, İstanbul’a doğru yola çıkarken, fotoğraf yarışmasının ödül töreni de gelip çatmıştır.

Ayşem’e kör kütük aşık olan Ömer, büyük bir süpriz yapar ve evlenme teklif eder.  Ömer, Ayşem’in sözleriyle konuya girer. “ insan hayatında bir kere sevdalanır, onunla da evlenir” demiştin der, ve de  “sevgilim olur musun, benimle evlenir misin”  deyip teklifini yapar. Ayşem teklifi kabül eder.

İkinci bölüm bu şahane final ile biter.

İlerki bölümlerde Ayşem, “Beni Böyle sev seveceksen, olduğum gibi göreceksen” diyecek Ömer’e, aynen Ezgi’deki gibi.

İlk iki bölüm, gelecek bölümlerin aynası gibi. Tüm oyuncu ve emeği geçenlere, yapımcısından, yönetmenine, teşekkür ederim. İyi iş çıkarmışlar. Bravvo…

Sevgiyle  kalın.

Abdurrahman Balcılar

Çağatay Ulusoy Anne evinde Ptt…

07 Şubat ’13

Kategori
Magazin

 

 401052-3-4-fe574

Çağatay Ulusoy anne-baba evinde akşamları PTT yapıyor. Hepiniz bilirsiniz ptt ne demek. Pijama, terlik, televizyon. Eskiden yılbaşı akşamları televizyonun başına geçilirdi. Esprisiydi ptt.

Çağatay Ulusuy, Bebek’teki bekar evini kapatmış, Avcılar’daki annesinin yanına taşınmıştı. Geçtiğimiz pazartesi akşamı da oturmuştu annesinin sofrasına. Bir hafta geçmiş çabuk alışmıştı. Her akşam sevdiği yemeklerden yapıyordu annesi oğluna. O akşam da en sevdiği karnıyarık yapmıştı.  Bütün aile eski günlerde olduğu gibi oturdular akşam yemeği sofrasına. Yüzler gülüyordu. Refiye Hanım oğlunu uzun uzun baktı; oğlum bundan sonra ne istersen ben yaparım, yeter ki, sen ye… Çağatay; “ Anne ellerine sağlık, özlemişim yemeklerini, yeter ki sen sağol. Daha çok yiyeceğim yemeklerini.”  Dedi. Sofradan kalktılar.

Çağatay, rahat eşofmanlarını giymişti. Televizyonun karşısındaki  koltuğa rahatça oturdu. Karadayı dizisi başlıyordu. Ve seyretmeğe başladı. Bu arada annesi çayları demlemişti. İkram etti oğluna. Çağatay sıcak çayını yudumluyor, tatlı tatlı gülümsüyordu. Bir hafta önce yaşadıklarını, o anları unutmuştu. Keyifliydi, huzurluydu. Cep telefonu çalıyordu ara ara. Cevap vermek istemiyordu. Karadayı dizinden kopmak da istemiyordu. Annesini arayanlara, sevenlerine, çok iyi olduğunu, bundan sonra onların sevğilerine daha da layık olacağını, iletmesini söyledi. Rafiye hanım tamam oğlum sen bak keyfine diye gülerek cevep verdi.

Karadayı, reklam arasına girmişti. Annesi cep telefonunu Çağatay’a uzattı. Arayan Ay yapım’ın patronu, Kerem Çatay beydi.  “Alo, Çağatay, nasılsın oğlum. Keyfin nasıl ? var mı benden istediğin bi şey. Önümüzdeki günlerde çok güzel işler yapacağız seninle, ”Çağatay: Sağol abi, daha ne isteye birim ki. Arkamda olman yeter benim için. Çok teşekkür  ederim abi. İyi akşamlar diliyorum. Görüşmek üzere”  Dedi ve telefonu kapattı. İçine huzur dolmuştu. Feriha dizisi setlerindeki güzel günler geldi aklına. Gözleri parladı. Biraz da duygulandı.

Dizi bitmiş, gece yarısı olmuştu. Annesi Refiye hanım oğlunun yanına oturdu. Sıkıca sarıldı oğluna. ‘Canım, ciğerim,  Çağatay’ım, bilsen neler yaşadım, 4 gün, 3 gece boyunca.’ Dedi. Yanaklarından öptü, öptü. Öylece kaç dakika kaldılar bilemiyorum. Çağatay ‘anne ben yatayım’ dedi. Yatak odasına geçti.

Başına yastığa koydu, ama hemen uyuyamadı. Sağa döndü, sola döndü. Nezarette geçirdiği kötü geceler geldi aklına. Ben ne yaptım,  dedi. yaptığı, yapmadığı şeyler geçti aklından film şeridi gibi. Annesiyle yaptığı konuşmaları düşündü. Annesine verdiği sözleri bir defa daha tekrarladı fısıldayarak. “Başıma gelen bu son olaylar, aklımı başıma almam gerektirdiği konusunda bana ders oldu. Bundan sonra hayatımı dikkat edeceğim. Hatta arkadaşlarımı da yeniden gözden geçireceğim.”  Kendisi çok seven izleyicilerini, fanlarını düşündü. Onlara gelecekteki  başarıları ile af ettireceğini günleri düşündü. Öylece uyuya kaldı.

Annesi Refiye hanım sessizce kapıya açtı oğlunun uyuyup, uyumadığı bakmıştı. Uyuduğunu gördü, parmaklarının ucuna basarak yaklaştı. Saçlarını okşadı. Bir daha yanaklarından öptü. Şükür Allahıma diye mırıldandı. Sesizce odadan çıktı.

Not: Yukarıda okuduğunuz blog yazım, tamamen bir kurgu olup, Çağatay, fanları ve sevenlerinin hoşgörüsüne sığınarak, sürçü lisan ettiysem affola.

Sevgiler.

Abdurrahman Balcılar

Kuzey Güney kardeşlerin karakteri, iki yön kadar zıt mı ?vanç

05 Şubat ’13

Kategori
TV Programları
Kuzey Güney kardeşlerin karakteri, iki yön kadar zıt mı ?

Kuzey Güney dizisini izleyenler bilir.  2.ci sezonda,  60 bölümünü izledik. İki coğrafi yönden almışlar isimlerini. İki zıt yön. Dizide Kıvanç Tatlıtuğ ve Barış Gülsoy iki erkek başrol oyuncusu. Dizide karakterleri aynen bu iki yön gibi zıt. Aynı ailenin iki erkek oğlu. Baba sert mi sert. Anne sevecen ve çocuklarına çok düşkün. Daha çok evin büyük oğlu Güney’e vermiş sevgisini. Güney okumuş, üniversite bitirmiş. Annesinin kendisine olan düşkünlüğünü biliyor. Anne de büyük oğluna yatırım yapmış. İleride kendisi bakacak diye. Öyle de oluyor. Kuzey daha mazbut, yaramaz bir çocuk olarak yetişir.

Dizi, iki zıt karakterin değişik sürtüşmeleri ile bugüne kadar devam eder. Kuzey saman alevi gibidir. Çabuk parlar. Sakin gibi görünür, aniden patlar. Ama pırlanta gibi bir kalbi vardır. Kızdığına, acayip kin güder. Dostuna tam dost, düşmanına tam düşmandır. Ferhat’a düşmanlığı ölümüne sürer. Ali’ye dostluğu da, Ali ölse de devam eder. Etrafındaki kızlara karşı, duyarsız, umursamaz gözükür. Kısacası hislerini pek belli etmez. Özel hayatta kadınların beğenisi alan Kıvanç, dizide de etrafındaki kızlardan kadınlardan çok çeker.

Güney son derece akılcı, olgun, munis bir tiptir. Kararlarında mantığı ön plana çıkar. Etrafındakilere karşı daha politiktir. Nabza göre şerbet verir. Annesine, babasını, karısını, kayınbiraderine ayrı ayrı davranır. Kimseyi kırmak istemez. Kuğul bir tiptir. Azimlidir. Tuttuğunu koparır, gözü yükseklerde başarıdadır.

İki kardeş dizide devamlı çatışırlar. Olaylar karşısında birinin ak dediğini diğeri kara der. Bu çekime izleyici tarafından çok beğenilmekte. Sevkle de izlenmekte.

Dizi oyuncuları, yaptıkları  rolden etkilendikleri gibi, gerçek yaşamlarındaki bazı karakteristik özelliklerini dizide yansıtabiliyorlar. Neticede yaptıkları rol. Kuzey dizide etrafındaki 3 kadını, birbirine düşüren hareketlerden kaçar. Özel hayatında da, yaşantısı, ilişkileri hakkında konuşmaz. Kendi de ifade ettiği gibi sıkılgan, hatta utandığını söyler.

Güney dizi de göründüğü gibidir. Biraz içten pazarlıklıdır. Gerçek hayatta tiyatroculuğunun verdiği bir alışkanlıkla daha espritüeldir. Beyaz’ın bir programında anlatmıştı. Ferhat’ı kimin vurduğuna dair cevabı, herkesi güldürmüştü. Buğra Gülsoy şöyle anlattı. Aktarayım. “Geçen gün bankada sıra bekliyordum. Bir teyze yanıma gelip, ‘Ferhat’ı kim vurdu?’ diye sordu. Ben de ‘Pargalı’ dedim. Bunun üzerine elini ağzına götürdü, ‘Tamam kimseye söylemem, sustum’ dedi” yanıtını verdi. Gülüşmeler.

İşte bizim dizideki  adları kadar zıt yönlü kardeşler. Seyirci keyifle izliyor. Ama dizimiz önümüzdeki haziran final yapıyormuş. Keyifle izlediğim bir dizi. Tüm oyuncu, yönetmen ve yapımcısına teşekkür ederim. Gelecekte bu tatta yapımlarını bekliyorum.

Sevgilerimle,

Abdurrahman Balcılar

Çocuklara bırakılacak en güzel Miras.

02 Şubat ’13

Kategori
Bebek – Çocuk

 

Çocuklara bırakılacak en güzel Miras ;

Hepinizin ilk aklına gelen, para, mal, mülktür. Evet, haklısınız daha başka ne olabilir ki. Bırakılabilecek servetiniz . Varsa da, yoksa da, bunların haricinde bırakılabilecek iki şey var. Nedir derseniz anlatayım.

Birincisi; İyi bir aile terbiyesi. Zaten hepimiz veriyoruz diyebilirsiniz. Yetmez, çok iyi vermek gerekir. Ağaç yaşken eğilir diye bir atasözümüz vardır. Küçük yaşlarda bu terbiyeyi vermek gerekir. Baba, anne, ev içinde yaşayan nine, dede her biri, iyi ya da kötü, birer örnektir.Çocuk gözünün gördüğü, kulağının duyduğu herşeyi izler ve aynen teyp bandı gibi hafızasına, kayıt eder. Artık bu kaydolan hiçbir şey silinmez. Bütün gördükleri, hissettikleri, yaşadıkları onun, huyunu suyunu karakterini oluşturur. İnsan her yaşta bir şeyler öğrenir, doğrudur. Ama aile içinde küçük yaşta verilen aile terbiyesi çok önemlidir. Bir laf vardır. İnsan yedisinde ne ise, yetmişinde de oldur diye. Kısacası aile içinde aldığı, sevgi, saygı, büyüklere hürmet, dini inanç, vatan, millet, bayrak sevgisi ve kütü olan kavga, hırçın, geçimsiz olma gibi kavramlar, hayırlı veya hayırsız evlat bu eğitimden geçer.

İkincisi; İyi bir okul eğitimi. İlkokuldan üniversiteye kadar yaptırabildiğiniz eğitimi yaptırmak. Bu ne demek, meslek sahibi olmasıdır. Benin çocuğumda kafa yok deyip geçmeyin. Her çocuk zekidir. Yeter ki, o yolu göstermek, çalışmasını teşvik etmek lazım. Günümüzde üniversite eğitimi olan hiç kimse aç kalmaz. Zira hangi branşta olursa olsun, o formasyonu aldıysa, uygulayacak ve başarılı olacaktır.

Netice olarak, yukarıda anlatmak istediğim, iki şey miras olarak, kalıcıdır. Diğerleri, para harcanır, mal, mülk satılır harcanır, biter.

Sözlerimi büyük düşünür Hz.Mevlana’nın bir sözüyle bitirmek istiyorum.

Güzelliğini güvenme, bir sivilce yeter.

Malına güvenme, bir kıvılcım yeter.

Saygılar,

Abdurrahman Balcılar