Kategori arşivi: Kültürler

Dağyeni’de Celal Bayar İzleri

Bu haftaki köşe yazımda, 3.Cumhurbaşkanımız Celal Bayar’dan bahsetmek istiyorum. 1919 Milli Mücadele yıllarında rahmetli Bayar köyümüzde tahmini olarak 15 gün kalmıştır.

Aydın-Germencik-Dağyeni Köyünde Celal Bayar‘ın bundan 100 yıl önce, Haziran 1919 Milli Mücadele Yıllarında kaldığı ev mevcuttur. Kıymet bilir bina sahibi köylü bu evi yıkmamış, avlusunda kendine yeni bir ev yapmıştır. Şu an ev virane durumda. Taş duvar yapı olması nedeniyle ev sapasağlam ayakta. Ev 2 katlı. Alt ana girişten sonra tahta merdiven üst kat sofaya çıkılıyor. Sağda ve solda iki oda, Rahmetli Celal Bayar, o zamanki takma adı ile “Galip Hoca” bu odaların batı taraftaki odada 15 güne yakın kalmıştır. O zaman düşman işgali nedeniyle burada, Yunan askerinden saklanmış. Bu nedenle köye namaz hocası olarak geldi demişlerdir.

Bu ev hala sapa sağlam ayakta. Geçen yıllar onu eskitmemiş. O günden bu güne tam 100 yıl geçmiş. Bina yapılış olarak belki de 120 yıllık olduğun tahmin ediliyor. (Bu bina şu anda Kültür ve Turizm Bakanlığı Aydın Kültür Varlıkları Bölge tarafından koruma altındadır.)

Bu kültür mirasımızı kurumak adına, Kültür Bakanlığı yetkililerinden – Aydın Büyükşehir Belediye Başkanlığı (Özlem Çerçioğlu) – Germencik İlçe Belediye başkanı  (Fuat Öndeş) ilgi bekliyorum. Bu bina birazcık tadilatla, o günkü gibi aslına uygun bir restorasyon ile Kültür Mirasımız olarak yıllarca saklanabilir ve Turizme kazandırılabilir.

Ben buradan ilgili yetkililere sesleniyorum. Biraz ilgi ve alaka lütfen. Rahmetli Celal Bayar’ı geri getiremeyiz ama, onun anılarıyla dolu olan bu evi Türk Turizmine kazandırabiliriz. Kendi anılarında anlattığına göre, o zaman bu Vatan nasıl kurtulur, ben Ankara’ya nasıl giderim hesaplarını bu binada yapmıştır. (Sonraki yazılarımda köyümüzdeki kalış öyküsünü ve Bayar’ın Köye olan minnet borcunu ödemek için 1957 yılında Köy Meydanına mermer Anıt çeşme yaptırmasını sonraki yazımda anlatacağım.)

Kısaca Celal Bayar’ın Hayatı :

1883 yılında Bursa’nın Gemlik ilçesinin Umurbey köyünde doğdu. İlk ve orta öğretiminden sonra memuriyet yaşamına atıldı. Adalet, reji ve bankacılık alanlarında memuriyet görevlerinde bulundu. 1908 yılında İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra ittihat ve Terakki çalışmalarına katıldı. Bu cemiyetin İzmir Şubesi Genel Sekreterliğini yaptı.

12 Ocak 1920’de toplanan son Osmanlı Mebusan Meclisi’ne Saruhan Sancağı Milletvekili olarak katıldı. Milli Mücadele sırasında Batı Anadolu’da etkinlik gösterdi. 15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgalinden sonra Tire üzerinden Aydın, Germencik’e geçti. Bu sırada Dağyeni köyünde 15 gün saklandı. Sonra Aydın üzerinden Denizli ve Ankara’ya ulaştı.  Daha sonra Birinci Büyük Millet Meclisi’nde Bursa Milletvekili olarak görev aldı. 1921’de İktisat Bakanı oldu. Lozan Barış Konferası’na danışman göreviyle katıldı. 1923 seçimlerinden sonra İkinci Büyük Millet Meclisi’ne İzmir Milletvekili olarak girdi.

1924 yılında iş Bankası’nın kurulmasında önemli rol oynadı. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundaki savaşım çabalarında politikacı ve iktisatçı kimliği ile parladı. 1937-1939 yılları arasında Başbakanlık yaptı. Daha sonra siyasi yaşamını İzmir Milletvekili olarak sürdürdü.

Çok Partili siyasi yaşama geçilmesi üzerine 1946 yılında arkadaşları ile birlikte Demokrat Partiyi kurdu ve başbakanlığa getirildi. Partisinin 1950 seçimlerini kazanmasından sonra aynı yıl Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce Türkiye’nin üçüncü Cumhurbaşkanı seçildi. (22 Mayıs 1950) 10 yıl boyunca sürdürdüğü bu görevinden 27 Mayıs ihtilali ile 1960 yılında uzaklaştırıldı. Yassıada Mahkemesi tarafından idama mahkum edildi. (15 Eylül 1961) Cezası daha sonra müebbet hapse çevrildi. Yassıada’dan Kayseri Bölge Cezaevi’ne nakledilen Bayar, 7 Kasım 1964’de rahatsızlığı nedeniyle serbest bırakıldı.

1903 yılında Reşide Hanımla evlenen ve üç çocuğu olmuş, (98 yaşındaki kızı Nilüfer Gürsoy hala hayattadır.) Celal Bayar, 22 Ağustos 1986’da 103 yaşında İstanbul’da vefat etmiştir.

Bu büyük Devlet adamına saygıyla anarken, Kültür Miraslarımızı sahip çıkmak adına, ilgililerden ilgi ve alaka bekliyoruz.

Saygılar, Sevgiler.

Abdurrahman Balcılar

Kültür Mirasımızı korumalıyız / Dağyeni Köyü’nde Celal Bayar evi,

21 Ekim ’13

Kategori
Kültür Turizmi
Kültür Mirasımızı korumalıyız / Dağyeni Köyü'nde Celal Bayar evi,

Haziran 1919’da Galip Hoca’ın Dağyeni Köyünde kaldığı ev.


AydınGermencikDağyeni Köyünde 3.cü Cumhurbaşkanımız Celal Bayar’ın bundan 94 yıl önce, 1919 Milli Mücadele yıllarında kaldığı ev mevcut. (Daha önceki Blog yazılarımın birinde tanıtmıştım.) Kıymet bilir köylü bu evi yıkmamış, avlusuna kendine yeni bir ev yapmış. Şu an ev virane durumda. Taş duvar yapı olması nedeniyle ev sapasağlam ayakta. Ev 2 katlı. Alt ana girişten sonra tahta merdiven üst kat sofaya çıkılıyor. Sağda ve solda iki oda, Rahmetli Celal Bayar, o zamanki takma adı ile “Galip Hoca” bu odaların birinde 15 güne yakın kalmıştır. O zaman düşman işgali nedeniyle burada, Yunan askerinden saklanmış. Bu nedenle köye namaz hocası olarak geldi demişler ve Galip Hoca lakabını takmışlar.

Bu ev hala sapa sağlam ayakta. Geçen yıllar onu eskitmemiş. O günden bu güne tam 94 yıl geçmiş. Bina yapı olarak belki de 120 yıllık.

Bu kültür mirasımızı kurumak adına, Kültür Bakanlık yetkililerinden ilgi bekliyor. Duyumlarıma göre, sahibi tadilat yapamaz, yıkamaz diye, Köy Muhtarlığına bir yazı gönderilmiş. Daha sonra bir haber çıkmamış. Bu bina birazcık tadilatla, o günkü gibi aslına uygun bir Restorasyon ile Kültür Mirasımız olarak yıllarca saklanabilir ve Turizme kazandırılabilir.

Ben buradan ilgili Bakanlık yetkililerine sesleniyorum. Biraz ilgi ve alaka lütfen. Rahmetli Celal Bayar’ı geri getiremezsiniz amma, onun anılarıyla dolu olan bu evi Türk Turizmine kazandırabilirsiniz. Kendi anılarında anlatımına göre, o zaman bu Vatan nasıl kurtulur, ben Ankara’ya nasıl giderim hesaplarını yapmıştır bu büyük insan.

Kısaca Celal Bayar:

1883 yılında Bursa’nın Gemlik ilçesinin Umurbey köyünde doğdu. İlk ve orta öğretiminden sonra memuriyet yaşamına atıldı. Adalet, reji ve bankacılık alanlarında memuriyet görevlerinde bulundu. 1908 yılında İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra ittihat ve Terakki çalışmalarına katıldı. Bu cemiyetin İzmir Şubesi Genel Sekreterliğini yaptı.

12 Ocak 1920’de toplanan son Osmanlı Mebusan Meclisi’ne Saruhan Sancağı Milletvekili olarak katıldı. Milli Mücadele sırasında Batı Anadolu’da etkinlik gösterdi. 15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgalinden sonra Tire üzerinden Aydın, Germencik’e geçti. Bu sırada Dağyeni köyünde 15 gün saklandı. Sonra Aydın üzerinden Denizli ve Ankara’ya ulaştı.  Daha sonra Birinci Büyük Millet Meclisi’nde Bursa Milletvekili olarak görev aldı.  1921’de İktisat Bakanı oldu. Lozan Barış Konferası’na danışman göreviyle katıldı. 1923seçimlerinden sonra İkinci Büyük Millet Meclisi’ne İzmir Milletvekili olarak girdi.

1924 yılında iş Bankası’nın kurulmasında önemli rol oynadı. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundaki savaşım çabalarında politikacı ve iktisatçı kimliği ile parladı. 1937-1939 yılları arasında Başbakanlık yaptı. Daha sonra siyasi yaşamını İzmir Milletvekili olarak sürdürdü.

Çok Partili siyasi yaşama geçilmesi üzerine 1946 yılında arkadaşları ile birlikte Demokrat Parti’yi kurdu ve başbakanlığa getirildi. Partisinin 1950 seçimlerini kazanmasından sonra aynı yıl Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce Türkiye’nin üçüncü Cumhurbaşkanı seçildi. (22 Mayıs 1950) 10 yıl boyunca sürdürdüğü bu görevinden 27 Mayıs harekâtı ile 1960 yılında uzaklaştırıldı. Yassıada Mahkemesi tarafından idama mahkum edildi. (15 Eylül 1961) Cezası daha sonra müebbet hapse çevrildi. Yassıada’dan Kayseri Bölge Cezaevi’ne nakledilen Bayar, 7 Kasım 1964’de rahatsızlığı nedeniyle serbest bırakıldı.

1903 yılında Reşide Hanımla evlenen ve üç çocuğu olan Celal Bayar, 22 Ağustos 1986 gününde İstanbul’da vefat etti.

Bu büyük Devlet adamına saygıyla anarken, Kültür Miraslarımızı sahip çıkmak adına, ilgili bakanlığın ilgi ve alakasını bekliyoruz.

Saygılar, Sevgiler.

Abdurrahman Balcılar

Twitter: abdurrahman balcılar@abbalcilar

Mail : ab.balcilar@hotmail.com

Celal Bayar’ın kaleminden Haziran 1919’da Dağyeni Köyünde kalış öyküsü,

20 Nisan ’13

Kategori
Kültür – Sanat
Celal Bayar'ın kaleminden Haziran 1919'da Dağyeni Köyünde kalış öyküsü,

Celal Bayar Nam-ı diğer Galip Hoca,


3. Cumhurbaşkanımız rahmetli Celal Bayar 15 Mayıs 1919 da Yunanlıların İzmir’i işgalinden önce, 19 Mart’ta İzmir’i terk etmiş, Torbalı işgal edildiğinde Tire’de bulunuyordu. Yunan askeri Tire’ ye gelmeden terk etmek gerekiyordu. Kendi kaleminden şöyle anlatıyor.

Tire’de bulunmamız tehlikeli idi. Tire bitpazarından arkadaşımız Raif efendi cübbe bulup getirmişti. Kir ve kokularını gidermek için bir şişe kolonya kullandım. Gece 5 silahlı atlarla, Aydın’a doğru yol aldık. Germencik Habibler köyünden geçtik. Neşetiye köyüne ulaştık. Kadınlar etrafımızı çevirdiler. Fatma Dudu adındaki kadın birkaç yüz metre ileride Yunan askerlerini gösterdi. Bunlar tren köprüsünün bekçileri, dedi.
Bizler silahlı beş kişi idik. Bizlere bol bol incir ve ekmek hediye ettiler. Gideceğimiz Aydın’ın da işgal edildiğini öğrendik. Bu kez tekrar dağ yoluna koyulduk. Akşam karanlığı basmadan Dağyeni köyüne vardık. Kara İsmail Ağa beni Ramazan hocası gelmediği için hocalık yapmam için köyde kalmamı teklif etti. Kabul ettim. Namaz hocalığı yaptım. Namaz sonrası Dağyeni köy odasında toplandık. Beni imtihan etmek istediler. Edip ve arkadaşlarım bırakıp gittiler. Yunan kuvvetlerinin ortasında kalmıştım. Nazilli’ye gitmeyi düşündüm, zorlukları vardı. Bir müddet daha kalırsam baskınla yakalanabilirdim. Germencik üzerinden Menderes nehrinden karşıya ulaşmak ve oradan da Nazilli’ye gitmeyi planladım. Germencik bucak müdürü Emin Beyi (Ulucan) tanıyordum. Gizli teşkilatına girip çalışmış, sağlam bir ittihatçı idi. Sakılnmadan evine girebilirdim. Fakat Germencik işgal edilmişti. Germencik bucak müdürünün görevde olup olmadığını öğrenmek için mektup yazdım. Mektubu götüren köylü akşama köye geldi, benimle konuşmaktan çekiniyordu.
– mektup ne oldu?
 – Müdüre verdim.
 – Ne söyledi?
 – O adamı bana getir, dedi.
 – Başka ?
– Başka bir şey yok.
– O halde yarın sabah karanlığında seninle Germencik’e gidelim olur mu?
– Olur.
Konuştuğum köylü, evinde misafir olduğum Kara İsmail Ağa ile konuştular. Bir müddet sonra benim yattığım yatak, camiye yakın imamın yanına taşındı. Misafirlikten kovulmuştum. İmamı köylünün evine yolladım. Gelmesini istedim. Haber getirdi. Rahatsızmış. Bugün evden çıkamazmış. Haydi, hocam, İsmail Ağanın evine gideceğiz. Gittiğimizde, ağa yumuşak bir sesle, sizi dağ yolundan Nazilli’ye gönderecektim. Yolda soyarlar diye çekindim. Gece karanlığında Germencik’te ne işin var. Gitmek istemişsin.
Durumu anlattım. İbrahim Koca bey (Çolak İbrahim) adındaki bir köylünün cılız beygiri ile beni beklediğini gördüm. Köylüler ile vedalaşmak istedim, bırakmak istemediler. Köyün dua yeri var oraya kadar gelerek uğurladılar.
Biz senin ne maksatla buralarda dolaştığını anladık. Bizi de unutma. Allah muvaffak etsin. Yolun açık olsun, diyerek dua ile uğurladılar.
İbrahim Koca Bey beygirin yularından tutmuş çekiyor ben beygirin üzerindeyim. Öyle vakti germencik istasyonuna geldik. Her taraf Yunan askerleri ile dolu idi. Beygir yorulmuş olsa ki birden yere yığıldı. Ben düştüm. Köylülerin kaldığı bir hana gittik. Burası Dağyeni köy odasından daha berbattı. Kirli hasırlar üzerine oturuluyordu. O gün Cuma, ertesi günü ramazan başlayacaktı. Ben handa oyalanırken beni köyden getiren İbrahim’i bucak müdürüne gönderdim.
Buradan sonra Menderes nehrinin güneyine geçer, sonra Denizli’den Ankara’ ya ulaşır.
Burada Galip Hocanın açıkça anlatmadığı, Kara İsmail Ağanın evinden, cami imam odasına atılışının gerçek nedenini yaşlı köylülerden öğrendim. Aktarayım. Galip Hoca her gün kaldığı oda içinde sıkılır. Pencereden evin avlusuna seyreder. Evin kadınları avluda fırında ekmek yapıyorlarmış. Hocanın bakışlarından rahatsız olurlar. Kara İsmail ağaya şikayet ederler. Ağa da yatağını imam odasına gönderir. Hocamızın kötü bir niyeti yoktur. Merakından öylesine seyreder. Kara İsmail ağanın bu davranışı, Galip Hocanın ağırına gittiği ve ağladığını söylediler.
22 Ocak 2013 Tarihinde yazdığım, Celal Bayar’ın Dağyeni köyündeki Paşa Çeşmesi blog yazımda bu konuyu anlatmıştım. Bir defa da onun ağzından anlatmak istedim. Köye minnet borcunu ödemek için köye 1957 yılında PAŞA çeşmesini yaptırmıştır.
Saygılar, sevgiler değerli okuyucularım.
Abdurrahman Balcılar
Not: Celal Bayar’ın anlattıkları, Yazar Sadettin Demirayak’ ın  “Kuva-yı Milliye’nin Aydın’da Doğuşu” adlı kitabından alınmıştır.

 

Aydın’da bir köy Dağyeni’de ki 4 Asırlık Karaağaç,

06 Nisan ’13

Kategori
Kültürler

 

Aydın'da bir köy Dağyeni'de ki 4 Asırlık Karaağaç,

Köyün canlı şahidi, 4 Asırlık Karaağaç,


Köyümüzün tarihçesini bir önceki blog yazımda yazmıştım. Yapmış olduğum araştırmalara göre köy meydanının arkasındaki, yöremiz tabiriyle Gageç ağacının (Karaağaç) o günlerden geldiğini tespit ettik. Köyün en yaşlılarıyla yaptığım görüşmeler doğrultusunda bu yargıya vardım. Karaağaç’ın ülkemizdeki diğer adı Kayın ağacıdır.

1650 yılında Çam yanı köyünden gelen aileler şimdiki köy meydanın çevresindeki, sert zemini olan taşlık yerlere çadırlarını kurmuşlar. Zamanla da buralara toprak evler yapmışlar. Bunların yanında çamurdan kerpiç üretilip, kerpiç duvarlı evler de yapılmıştır.

Sıcak yaz günlerinde bu Karaağaç’ın altında toplanıp, vakit geçiriyor, sohbetlerini yapıyorlarmış. Köy meydanı işte o günlerde, burada kurulmuş. Şimdiki köy kahvesi ve köy camii ile yan yanadır. Diğer kahveler, köy muhtarlığı ve bakkallar hep bu meydandadır.

Çocukluğumdan hatırlıyorum. 1950’li yıllarda, her Cuma günü bizim gageçin altında bir kasap dana veya keçi keserdi. Kasap kestiği hayvanı, o ağacın dalına asar, derisini yüzerdi. Etleri parça parça vatandaşa satardı.  Bu gelenek kuruluş yıllardan beri süregelmekteymiş.

Galeri fotoğraflarımda,4 asırlık bu Karaağaç’ın fotoğraflarını izleyebilirsiniz. Ağacın alt gövde boyu yerden takribi 2,5 metre. Gövde çevresi 3,20 metredir. Ağacın yüksekliği 12 metre civarındadır. Araştırmalarıma göre Karaağaçlar 900 yıl kadar yaşarmış. Oldukça sert gövdeli bir ağaçtır.

İşte Dağyeni Köyü’nün canlı şahidi bir Karaağaç. Bizim tabirle Gageç. En az 6 neslin canlı şahidi.

Allah bu ağaç kadar olmasa da, herkese uzun ömürler versin.

Sevgiler, Saygılar.

Abdurrahman Balcılar

 

Aydın’da bir köy, Dağyeni köyünün tarihçesi.

05 Nisan ’13

Kategori
Kültürler

 

Aydın'da bir köy, Dağyeni köyünün tarihçesi...

Dağyeni ile ilgili blog yazımda köyümüzün tarihinden bahsedeceğimi bildirmiştim. Araştırmaların neticesinde, 1958’li yıllarda beni okutan, Rahmetli ilkokul öğretmenim Zeki Serbest’in titiz bir çalışması olan, 1964 yılında, daktilo ile yazdığı köy inceleme yazısından alıntıyla anlatmak istiyorum. Kendisine o zaman, öğretmen Mehmet Binici ve öğretmen Hüseyin Erişen yardımcı olmuşlardır.  Değerli öğretmenime, burada anarken “Allah rahmet eylesin. Ruhu şad olsun”. Diyorum.

Köy daha önce bugünkü köyün batısında, takriben 1,5 km. mesafede, Kocapınar denilen yerde kurulmuştur. Şimdi bu eski köy yerine, çam yanı denilmektedir. Çam yanı Köyü, Bağ Nahiyesi adı verilen bir kasabaya bağlanmıştır. Bu nahiyenin Selçuk olduğu sanılmaktadır.

Çam yanı Köyü, Koca pınar kaynak suyunun pek yakınında kurulmuş olduğundan, köylüler yalnız bu kaynaktan istifade etmişler. Kaynağın köye çok yakın olması, kaynak suyunun köy istikametinden gelmiş olması, zamanla köyün pisliğinin ve hatta mezarlıktan sızıntı halinde akan suların, kaynak suyuna karışmış olmasından, köyde salgın hastalık baş göstermiş, çok sayıda insan ölmüştür. Buna büyük ölet denmiştir. İnanışlarına göre köye uğursuzluk geldiğini, köyden uzaklaşıp başka bir yere gidip, yerleşmeğe düşünmüşler ve bugünkü köyün bulunduğu yere yerleşmişler. Bu yerleşmenin kati olarak tarihi belli olmamakla beraber 1650 yıllarında olduğu tahmin edilmektedir. Çam yanı Köyünden ilk önce gelenler, İncerler ailesi ile Sarılar ailesidir. Bu ilk gelenler “Buraya daha yeni köy yapalım” demişler. Yeni kurulan köyün adı daha yeni köy olarak kabul edilmiş, zamanla daha yeni kelimesi, (Osmanlıcada, Dağcedid) bu günlere Dağyeni olarak gelmiştir.

Dağyeni Köyünün bulunduğu yerler, Tire’de oturan tapu katibi Hacı Unceroğlunun imiş. Hacı Ünceroğlundan habersiz yerleşen insanlar, varlıklarını belli etmemek için, ormanlar arsında gizli yaşamışlar ve hatta mevcudiyetlerini belli etmemek için köpek ve tavuk besleyememişlerdir. Daha sonra toprak evler yaparak barınmışlardır.

Hacı Unceroğlunun ölümünden sonra  arazilerin bir kısmı köylüler tarafından satın alınmış, bir kısım araziler de gene Tire’de oturan Hacı Beytuloğlu’na   intikal etmiş, Hacı Beytuloğlu ile köylüler arasında arazi mücadelesi olmuş, Beytuloğlu’nun ölümü üzerine araziler oğulları arasında pay edilmiş, bunlarda arazilerini köylülere satmak zorunda kalmışlardır. İşte bu sırada geçimleri hayvancılık olan göçebe akını baş göstermiştir. Bu göçebelerin en önemlileri, Tire üzerinden gelen Arnavut göçebeleri ile Bursa’dan gelen, Hacı Mehmetler göçebeleridir. Yeni gelen göçebeler yerli ahalilerle kaynaşmışlar ve zamanla Hacı Mehmetler soyu köyün hakim unsurları haline gelmişler, bu gün dahi köyün en zengin ve sözü geçen yeni köyün eşrafları, Hacı Mehmetler soyundan gelen fertlerdir.

Şimdiki yerine, 1650 Yılında kurulan Dağyeni Köyü, Cevizli dağ sıradağlarının devamı olan (Yedi yaran ve Kartal tepesinin takriben 4 km. güneyindedir. Köyün bulunduğu yer taşlık ve engebelidir.  Köy doğuda Dampınar, güney doğuda Çamköy, kuzeyde Tire İlçesinin Büyük Kale bucağı, batıda Selatin ile komşudur. Daha önce İzmir iline bağlı idi. 1934 yılında Aydın iline bağlanmıştır.

İşte bizim Dağyeni Köyü, 363 yıllık geçmişiyle bu günlere gelmiştir. (1919-1922 Milli Mücadele yıllarını başka bir blog yazımda anlatacağım.)

Esenlikle kalın sevgili okuyucularım.

 

Saygılar, sevgiler.

Abdurrahman Balcılar

Twitter: abdurrahman balcılar@abbalcilar

Face : ab.balcilar@hotmail.com

Blog: milliyet.com.tr/cansever

 

 

 

 

Ege geleneği, dogal sabun yapımı;

25 Mart ’13

Kategori
Kültürler

 

Ege geleneği, dogal sabun yapımı;

 

Ege zeytinyağı üreticisidir. Zeytinyağı yemeklik olarak kullanılır ve tüketilir. Yağın posası ya da artık yağlar (kızartma yağları) sabun yapımında kullanılır.

Ben sizlere Aydın’da, Dağyeni köyümdeki, atalarımızdan kalma gelenek olan sabun yapımından bahsetmek istiyorum.

Çocukluğumdan çok iyi hatırlarım. 1950’i yıllarda, Şimdiki gibi Zeytin Yağı fabrikaları yoktu. Herkes kendi yağını kendi çıkartırdı. Yurgu dediğimiz taş zeytin kırma değirmeni vardı. Zeytin tane olarak dökülür, iri yuvarlak silindir taş, bir eksen etrafında insan gücüyle döndürülerek kırılır. Parçalar pamuk kese içine doldurulur. Ağaçtan yapılmış yağ çiğneme tekneleri vardı. Kadınlar çıplak ayakla keseri sıcak su dökerek çiğner, yağ kazanlarda toplanırdı. Dinlendirilen yağ üstten alınır, yemeklik olarak küplerde saklanırdı. Altta kalan yağın posası asitli, sulu yağdan sabun yapılırdı.

Bu gelenek hala devam edilmekte, dogal sabun yapılmaktadır. Bu sabah köyde, evin önüne kazan kurulmuş sabun yapıyorlardı. Yengeme anlat bakayım dedim tarifini. Anlattı, burada aktarıyorum.

Biriktirilen artık yağlar ve posalı yağlar, bir kaynatma kazanına konur. Odun ateşinde, aynı miktarda su konarak, kısık ateşte kaynatılır. İçine azar azar kostik ilave edilerek, belli bir kıvama gelinceye kadar bu işlem devam eder.  Takriben 10 kg. Yağ, 10 kg su, 2 kg. Kadar kostik koyulur. Kostik dezenfektan maddedir. Kimyasal adı (NaOH) sodyum hidroksittir. Kaynatma işlemi takriben iki saat sürer. Yıllardır edindikleri tecrübeleriyle, sabun kıvamına yakaladıkları anda, düz kaplara boşaltılır. Bir gece sabaha kadar açık havada bekletilir. Donup, sertleşen sabunlar, istenilen büyüklüklerde kesilir. Kalıplar halinde bir örtü üstünde birkaç gün bekletilerek sertleşip, kuruması beklenir. Artık bir yıllık kullanacakları sabunlar hazırdır.

Eskiden çamaşırlar elle bu sabunlarla yıkanırdı. Bugünkü gibi çamaşır makineleri yoktu. Bir de odun ateşinin külü, suyla karıştırılır, küllü su dediğimiz dezenfektan suyla kir çıkartılırdı.

Zahmetli bir iş olan, bu geleneklerimizi şimdiki yeni nesil ne kadar devam ettirir bilemem. Dogal olarak yapılan saf sabunlar katıksız olup, içine parfüm bile ilave edilmemektedir. Kendi doğal, zeytinyağı, sabun kokusudur. Kullananlar bilir.

Sevgiyle kalın.

Abdurrahman Balcılar

 

Celal Bayar’ın Dağyeni Köyündeki Paşa Çeşmesi.

22 Ocak ’13

Kategori
Kültürler
Celal Bayar'ın Dağyeni Köyündeki Paşa Çeşmesi;

3.cü Cumhurbaşkanımız Celal Bayar’ın Aydın Dağyeni’deki Paşa Çeşmesi.


Aydın’da bir köy Dağyeni, blog yazımda belirttiğim, köyümüzdeki Rahmetli 3.Cumhurbaşkanımız Celal Bayar‘ın PAŞA Çeşmesi öyküsünü anlatmak istiyorum.

Celal Bayar, Milli mücadele harekatında, Ege’de birtakım çalışmalar yapmıştır. Sonrası  Aydın’dan Ankara’ya geçmiş, Cumhuriyet hükümetinde görev almıştır.

Tüm Aydın Yunan işgali altındadır. Büyük Menderes nehrinin kuzeyi Yunan, güneyi İtalyanların sorumluluğundadır. Köyümüz Dağyeni, İzmir-Aydın il sınırında, Aydın Dağlarının güney yamacındadır. Bu dağları aşan Celal Bayar, o zamanki lakabıyla Galip Hoca köyümüze gelir. Köyün ileri gelen eşrafından Kara İsmail’in Köy meydanın kenarındaki bahçe duvarlı, korunaklı evinin ikinci katında misafir edilir. 10-15 gün kimselere gözükmeden, saklanır. Köy dağlarındaki eşkiya ve köye arada bir gelen yunan müfrezeleri köylünün gözünü korkutur. Bayar’ın kasabaya, Germencik’e, oradan Aydın, Denizli Ankaraya gitmesi gereklidir.

Kara İsmail’in aklına gözü pek, askerliğini 5 yıl Çanakkale ve Yemen’de yapmış olan Çolak İbrahim gelir. Bir kolunun yarısını savaşta kaybetmiştir. Çağırır, görüşürler. Çolak İbrahim Galip hacayı,  Evin avlusunda bir hasıra sararak kucağında köyden çıkarır. Köy camiinden aldıkları hoca cüppesini, sarığını giydirir. Bir katıra bindirir, kendi de başını çekerek dere boyunca kasabanın yolunu tutarlar. Eski Kızılcapınar köyü mevkiinde bir grup Yunan zaptiyesi tarafından durdururlar. Nereye gitiklerini soran zaptiyeye, kasaba müftülüğüne hocayı götürdüğünü söyler Çolak ibrahim. Tek eli tabancasında paltusun altındadır. Hocamızın da eli tabancasının kabzesinde cüppesinin  altındadır. Durdurmayı, sorunsuz atlatırlar. Galip hocayı kasabaya bırakan Çolak İbrahim emaneti teslim etmenin hazzıyla köye döner.

Celal Bayar 1957 de Cumhurbaşkanıdır. Köye ve köylüye minnet borcunu ödemek ister. Köy muhtarlığına sordurur. İhtiyacınız nedir ?, muhtarlık su ve çeşme ister. Köy meydanına mermer anıt çeşme yapılır. O zaman kendileri açılışa gelemedi. Aydın valisi ve birkaç milletvekili görkemli açılışı yaptı. Ben o zaman 8 yaşında çocuktum. Hayatımda ilk defa görmüştüm askeri bando takımını. O yılları hiç unutamam.

Görkemli  PAŞA ÇEŞMESİ’nin,  köy halkı yıllardır suyunu  içmekte, Bayar’a rahmet okumaktadır.

Fotoğrafta okuyamadığınız Levhası şöyle yazmaktadır:

BU KÖYÜN ÇEŞMESİNİ ARMAĞAN ETTİ BİZE

MUBAREK SU GİBİ AKTI BAYAR GÖNLÜMÜZE

1957

Sayğılarımla,

Abdurrahman Balcılar

 

 

Aydın’da bir Köy Dağyeni.

15 Ocak ’13

Kategori
Kültürler

 

Aydın'da bir Köy Dağyeni

Eski adıyla Dağcedid, İşte benim köyüm. Doğduğum, büyüdüğüm, çocukluk yıllarımın geçtiği yer. Sizlere köyümü anlatmak istiyorum. Tarihinden, gelenek ve göreneklerinden bahsedeceğim.

Germencik ilçesinin 28 köyünden biri. Nüfüsu 1000 civarında. 1960’lı yıllarda, köy nüfusu 1250 cıvarındaydı. Köyden kente hiç göç yok. Sadece şehir hayatına özenen aileler kızlarını dışarı verirler. Hayat şartlarından mı nedir bilinmez, iki çocuktan fazla olan yok denecek kadar az. Bu demek ki nufüs planlaması var.

Köyümüz 350 hane civarında. Eski tek katlı taş duvarlı nostaljik evler yerine, günümüzde asgari 2 katlı, üç odalı betonarme evler yapılıyor. Yeni yapılan evler, modern ve konforlu. Yeni ev yapmayan hiç bir gençe kız vermezler. Altın takı yapmayan da kız alamaz. En az 5-10 beşibiryerde, 10-15 altın bilezik ve 2 mt.altın köstek şarttır.

Köyümüz 1640 ylllarında gelen 3-4 yörük aileden türemiştir. Günümüzde birbirine akraba olmayan kişi yok gibidir. Akraba evlilikleri çoğunluktadır. Köken akrabadır aslen. Yıllardır gelenek ve göreneklerini yaşatan nadir Ege köylerinden biridir. (Düğün örf ve adetlerini başka bir yazımda anlatacağım)

Köyümüz, Aydın – İzmir sınırları belirliyen Aydın sıradağları yamacında kurulmuştur. Köyün 3-4 km.kuzeyindeki Kartal dağının zirvesine çıkarsanız, Selçuk’tan Tire’ye doğru uzanan Küçük Menderes ovası ayaklarınız altındadır. Doyumsuz manzaraya bakarak, buz gibi soğuk havayı ciğerlerinize çekersiniz.

Köylü günümüzde sadece iki tarım ürününden geçimini sağlamaktadır. Zeytin ve kuru incir. Zeytin sofralıktan ziyade, zeytin yağı çıkartılarak satılır. Kuru incir iç pazar ve ihracata gönderilir. Süt hayvancılığı yapan 10 aileyi geçmez.

Köyümüz 1920 ‘li yıllarda Yunan işgalinden en az zarar gören yerlerdendir. Germencik’ten 20 km mesafade, şimdiki ulaşım yolları olmaması nediyle Yunan askere köye pek gelmemiştir. İstiklal savaşı yıllarında 3.Cumhurbaşkanımız Celal Bayar köyümüzde bir müddet kalmıştır. Minnet borcu olarak köy meydanına 1957 yılnda, paşa çeşmesi olarak bilinen mermer anıt çeşmeyi yaptırmıştır. (Bu konu ile ilgili, sonra bir blog yazısı yazacağım.)

Köy arazilerinin tamamı zeytinlik ve incir ağacı bahçeleriyle kaplıdır. İncir bal, zeytin yağdır.Yunan komutan 1919 yılında, Aydın’ı işğal ettiğinde Yunan Kralı Venizelos’a bir telgraf çeker; “Kralım öyle bir yer işgal ettim ki, dağlarından yağ, ovalarından bal akıyor”  demiş.

İşte benim köyüm Dağyeni, yağın ve balın üreticisi. Şimdi 373 yıllk tarihi geçmişi olan köy toprağımda yaşıyorum. Temiz hava, bol gıda.

saygılarımla,

Abdurrahman Balcılar