Kategori arşivi: Doğal Hayat / Çevre

Kırlangıçlar; Çamurdan Duvar Yapan Usta Sanatçılar!

(2014 yılında yuvalarında çektiğim büyümüş 5 yavru.)

 

Havaların ısınması ile her yıl kırlangıçlar evimizin misafiri olurlar. Bu yıl çok az kullandığın mutfağın duvarına (pisliklerinden dolayı) yuva yapmalarını istemedim. Eski yuvalarını bozmuştum. Bu yıl gene geldiler eski yuvalarını aradılar. Balkon kapısını ve penceresini açmadın. Açtığımda içeri giriyor, duvara çamur yapıştırarak yuva yapmak istiyorlardı. Kapıyı ve pencereyi hiç açmadım. Bir hafta balkondaki çamaşır ipine tüneyip sabırla beklediler. Cıvıl cıvıl ötüşleri ile adeta kapıyı açmam için yalvarıyorlardı, dayanamadım. Pencereyi açtım, hemen aynı gün aynı duvara çamur getirdiler yapıştırdılar ama olmadı.

Tavanda eski aydınlatma lambasının teli uzundu, başıma vurmasın diye bir ip bağlamıştım. Eski tip yuvarlak ampul dipliğinin küçücük üstüne yuva ördüklerini gördüm. Bir hafta içinde yuvarlak tas gibi yuvayı kondurdular.

Tavana değmeyen, havada sadeci ampul dipliğinin üstüne kondurulmuştur.

*Yüce yaratıcının verdiği içgüdüleriyle hareket eden bu kuşlar, DNA’larına işlenmiş marifetle büyük bir zanaatkar gibi yuvalarını işleyerek inşa ettiler. Kırlangıçların yuvalarını inşa ederken kullandıkları teknikler, gösterdikleri beceri ve sanatkar edaları, görenleri hayrete düşürecek, hikmete gark edecek derecede büyük.

*Yuva yapma konusunda oldukça mahir olan bu kuşlar, gagalarıyla taşıdıkları çamur ve çalılardan dikkatli bir şekilde tıpkı bir sığınak misali korumalı ve emniyetli olarak yuvalarını inşa ettiler.

İnanın ben de hayrete düştüm. Getirdiği çamuru tükürükleri ile yapışkan hale getiriyorlar. Aralara ip ve küçük çalılar yerleştirerek çamuru bağlantı sağlayarak, sağlam olmasını özen gösteriyorlar. Benin merak ettiğim, bu yuva bunların yavruları olması ile, ağırlıklarını taşıyabilecek mi? Yukarıda tavana bağlı ince tel koparsa, yuva yere düşecek ve bütün emekleri boşa gidecektir.

Kırlangıçlar göçmen kuşlardan biridir. Bilinen 70 çeşidi vardır. Bizim buradakiler Kaya Kırlangıcı’dır. Koyu siyah başlı, boğaz altı kınalı ve göğüs beyazdır. Bilinen diğer çeşitler; Yar, Ağaç, Tencere ve Kır kırlangıçlarıdır. Zayıf ayaklarından dolayı yerde fazla kalamazlarmış. Ama oldukça suratli ve kıvrak manevralar yaparak uçarlar. Hiç durmadan 8 saat uçabilirlermiş. Et ve ot yiyemeyen kırlangıçlar, gagalarının geniş ve yırtmaçlı olmasıyla sadece uçan kanatlı böcek-sinek türlerini yeme özelliğine sahiptirler. (Bu yönü ile insanlığa yardımcı oluyorlar)

Bu bizim kırlangıçlar 4-5 yavru yapacak, yavrularını büyütüp ve havaların soğuması ile Eylül-Ekim aylarında ülkemizi terk ederek Afrika’ya sıcak bölgelere döneceklerdir.

Ben bir Hayvansever olarak onları yakından izliyor, seviyor ve bu yılda evimde misafirim olarak kabul ediyorum.

Saygılar ve sevgiler.

Abdurrahman Balcılar

Twitter: @abbalcilar

Mail : ab.balcilar@hotmail.com

Blog: blog.milliyet.com.tr/cansever

Şahsi Blog: balcilar-blog.com

*Kaynak: (https://ilkha.com/haber/34145/kirlangiclarin-hikmetlerle-dolu-gizemli-dunyasi) bazı alıntılar yapılmıştır.

*Şahsi Blog sayfamda ve Milliyet Blog’da yayınlanan blog yazıları büyük bir çalışmanın ürünü olup, izinsiz ya da kaynak göstermeden alıntı yapılamaz. Aksi halde kanuni işlem yapılır.

 

Bendeki Bayrak sevgisi!

20170831_083416

6 Ağustos 2012 tarihinde köyümüzün (Aydın – Germencik – Dağyeni) doğusundaki Gumbak kayası denilen tepeye bayrak direğimizi diktik ve bayrağımızı göndere çektik. Tepenin adını da “Bayrak Tepe” olarak değiştirmiştik.

Yaz sıcağı, kış günlerinin soğuk ve yağmuru bayrağın rengini solduruyor, kuvvetli rüzgar da parçaladığı için her yıl değiştirmek zorunda kalıyorum.

Bu sabah da 6. bayrağımızı yeniledim, göndere çektim. Tepeye tırmanmak çok zor da olsa bu bana keyif veriyor. Belimdeki ağrıya rağmen sabahın erken saatinde Bayraktepe’ye çıktım. Eskiyen bayrağı yeniledim. Bu da bendeki Bayrak sevgisinden geliyor. İş yerimden dalgalanan al bayrağı seyretmek bana ayrı bir keyif veriyor. Dün 30 Ağustos Zafer Bayramı sabahı bu anlamlı günde değiştirmek istemiştim ama, olmadı.

20170831_083046

Bayraktepe’de bir de Selfie çekilmek olmaz mı!!

20170831_083152

Bayraktepe’den köyümüzün manzarası

20170831_082930

Bu da iş yerimin penceresinden Bayraktepe görüntüsü

20170831_124554

İlk Bayrak direğini diktiğimiz yıl 2016

319404_2969911665541_1554180798_n

2016 yılında askere yeni giden gençlere ve köylüye Bayrak sevgisi aşılamak amacıyla dikmiştik. Sonraki yıllarda çok fazla övgüler aldım. Onu evladım gibi bakmak, yenilemek vazifem oldu.

Ben de görevimi yapıyorum.

Burada tüm dost, arkadaş ve okuyucularım yarınki Kurban Bayramını kutlar, gönüllerince bayram günleri dilerim.

Saygılar ve sevgiler.

Abdurrahman Balcılar

Twitter: abdurrahman balcılar@abbalcilar

Mail : ab.balcilar@hotmail.com

Blog: blog.milliyet.com.tr/cansever

Blog: Abdurrahman Balcılar Blog Sayfası

Üç minik kedi yavrusunun maceralı yolculuğu!

cats minik kediler

Sizlere 2 gün önce şahit olduğum bir hikaye anlatacağım. Ama bu tamamen yaşanmış gerçek bir hikayedir. Bu hikayede hayvanlardaki annelik içgüdüsünü ve öldürmeyen Allah öldürmüyor, deyimini vurgulamak istiyorum.

Geçen hafta sonu İzmir’deki yeğenim Aydın’a köye geldiler. Yeğenim Çetin iş çıkışı eşini ve kızını alarak annelerine ziyaret için köye geldiler. Ama beraberlerinde bilmeyerek üç yavru kedi de getirmişler.

Evinin bahçesinde bir haftadır park eden aracını iş çıkışı alır, önce yıkamacıya bırakır, bir güzel dış yıkama yaptırır. Sonra da binerler arabalarına Özdere’ye yazlık evlerine uğrayıp, oradan köye geldiler. Aşağı yukarı 100 km.yol yaparlar. Araba Cuma gecesi ve Cumartesi gecesi bizim evin bahçesinde kaldı. Cumartesi günü bir de 30 km. Ortaklar’a gider-gelir.

Pazar günü öğleden sonra arabanın altından kedi yavrularının miyavlamaları gelince fark ederler. Üç minik kedi yavrusu, arabanın motor alt bölmesindeki karter muhafazasının üstünde buldular. Henüz bir haftalık olan yavruların bile gözleri açılmamış. Bu üç minik yavru ile birlikte seyahat etmişler, karınları iyice acıkınca miyavlamaya başlamışlar. Yeğen Çetin onları alıp, biberonla süt verdik, karınlarını doyurduk. Bende hayvan sevgisi ziyadesiyle olduğu için, bu yavruları İzmir’e annesine götürmek gerekliydi. Bir kutu ayarladım, içine koyduk. Pazar akşamı İzmir’e dönüşlerinde bu minikler, bu defa arabanın içinde uyuyarak İzmir’e döndüler.

Akşam saat 23 gibi İzmir’e evlerinin önüne park ederler. Kutu içindeki minik yavruları köşeye bırakırlar. Beş dakika sonra yavrularının anneleri gelir, önce geri durur. Enikler miyavlayınca koklar ve kutunun içindeki yavruları kucağına alarak başlar emzirmeye… Yeğenimin eşi Meryem bu anne sevgisini görünce göz yaşlarını tutamaz. Kızı Ecem de fotoğraflarını çekmiş ve WhatsApp’tan bana attı. Sadece 2 yavrunun resmini çekebilmiş.

18342790_10206814393117102_3463783201044540418_n

18341879_10206814394997149_361357885866498592_n

Minik yavruların anne sevgisi:

18301754_10206814393717117_8596156579428395090_n

18301175_10206814393477111_2098152473227401379_n

İşte böylece anne kedinin yavrularına 48 saatlik özlemi bitti. Şanslı minik yavrular da annelerine kavuşur. Ertesi sabah yeğenin aynı kutu içinde, annelerinin kucağında huzurla uyuduklarını görmüş. Öldürmeyen Allah öldürmüyor. Gerçekten inanılacak gibi değil!

Bu durumu Facebook sayfamda paylaştım. Onlarca beğeni aldı.

Ben de bir hayvan-sever olarak, mutlu sonla biten hikayeyi paylaşıyorum.

Saygılar ve sevgiler.

Abdurrahman Balcılar

Twitter: abdurrahman balcılar@abbalcilar

Mail : ab.balcilar@hotmail.com

Blog: blog.milliyet.com.tr/cansever

Blog: Abdurrahman Balcılar Blog Sayfası

 

Göçmen kuşlardan Kırlangıç kaç defa kuluçkaya yatar?

100_5061

Göçmen kuşlardan kırlangıçlar insana en yakın olanlardandır. Bir korunma içgüdüsü olsa gerek, evlerin balkonlarına, saçak altlarına yuvalarını yaparlar.

Benim kırlangıçlar her yıl gelip saçak altındaki yuvalarında 6-7 ayı geçiriyorlar. Aynı çift olduğunu tahmin ediyorum. Hazır yuvalarına gelip, hafif tamir edip hemen kuluçkaya yatıyor. Nisan ayında gelen kırlangıç çiftimiz iki yıldır gözlemliyorum, iki defa kuluçkaya yatığını gördüm. İlk kuluçkadan 5 yavru çıkardı. Onları yuvadan uçurduktan sonra tekrar kuluçkaya yattı ve 4 yavru daha çıkardı. İnternetten araştırdım, üç defa bile kuluçkaya yatarlarmış. Bu demek ki, ortalama 12-15 yavru üreme demektir.

Yumurtaların üstüne, dişi avlanmaya gittiği zaman erkek yatıyor. 15-20 günlük kuluçka döneminden sonra, çıkan yavrular 20-25 günden tüylenip yuvadan uçuyorlar. Dikkatimi çeken aile terbiyeleri var. Kesinlikle yuvanın içine pislemiyorlar. Geceleri ona göre yatıyorlar. Popoları dışarı dönük bir şekilde yuvaya diziliyorlar.

100_5059

Sabah yön değiştirip başlarını yuva dışına çıkartıyorlar ki, anne-babalarının getirdikleri yiyecekleri ağızlarını açarak karşılıyorlar.

100_5064

Yuvada yer olmadığı için anne-baba kırlangıç geceyi dışarıda tel üstüne tüneyerek geçiriyorlar.

100_5063

 

Kırlangıçlar zararsız kuşlardır. Hatta havadaki sinekleri avlamaları nedeniyle insana faydalı kuşlardır. İnsan dostudurlar.

Basit bir örnek verirsek, göçmen kuşlardan kırlangıçlar Afrika’dan 100 bin kırlangıç geliyor ise, 2-3 kuluçkada çoğalıp 850 bin kırlangıç sürüsü olarak dönüyorlar demektir.

Saygılar ve sevgiler.

Abdurrahman Balcılar

Twitter: abdurrahman balcılar@abbalcilar

Mail : ab.balcilar@hotmail.com

Blog: blog.milliyet.com.tr/cansever

Blog: balcilarblog.com

Not: Görseller tarafımdan çekilmiştir.

Kuşadası Dilek Yarımadası Milli Parkı kime ait?

Davutlar milli park

Dün (19 Ağustos 2014) yeğenimi denize götürdüm. Dört yıl önce gittiğim, doğa cenneti Kuşadası Davutlar Dilek Yarımadası Milli Parkı denizi aklıma geldi. Hem yeşil doğa cenneti, hem de masmavi pırıl pırl bir deniz mevcut. Burası aynı zamanda doğada yaşayan yabani hayvanların barınağı. Yabani domuzları her an görebilirsiniz. Yanınıza kadar gelir, karpuz kabuğu ve diğer atıkları yiyerek beslenirler.

Sabah erkenden Milli parka araba başına giriş ücreti olan 15 TL.ödeyerek giriş yaptık. Gişelerden itibaren kıyı boyunca irili ufaklı deniz kıyısında koylar mevcuttur. Ben daha önce gittiğim en sondaki aşağı yukarı 7-8 bin metre kare olan en sondaki ağaçlarlar kaplı olan Kavaklı’ya gidecektim. Tam kapısına geldiğimizde demir parmaklıklarla kapalı olduğunu gördüm. Hemen oradan aşağı inerek son  koy olan, tahmini 2-3 bin metre karelik Karasu koyuna girdik.

Oradaki büfe sahibine sordum. Son koy niye kapalı diye sordum. Artık orası askeriyeye ait, dedi. Niçin kapatıldı, ziyaretçiler neden alınmıyor tam bilgi alamadım.

Sabahın henüz erken saati olduğu için 5-10 araba vardı. Bir ağaç altına arabayı park edip, mayolarımızı giydik, mavi sulara daldık. Kıyı pek güzel değil çakıl taşlarla kaplı, ama deniz suyu içilesi berrak, güneş çok güzeldi.

Öğleden sonra saat 15 kadar kaldık. Ama koy o kadar kalbalık oldu ki, araba park edecek yer kalmamıştı. Dönüş yolunda yol kenarına tehlikeli bir şekilde park eden araçlarla doluydu. Düşünün hafta arası bir günde böyle, hafta sonu düşünmek bile istemiyorum.

Dönüş yolunda direksiyon başında hep düşündüm. Bu doğa harikası bir alanın önemli bir kısmı neden kapatılır. Askeriyemizin böyle bir tatil yerine ihtiyacı mı var? Ki işğal edilen yer binlerce ziyaretçiyi ve arabayı barındırabilen Kavaklı Koyudur. Burda doğal hayatı daha da görbilir, yaşarsınız. 2010 yılında gittiğimde yabani domuz sürüleri ile iç içe bulunuyordunuz. Bu doğal parkta 250 çeşit kuş çeşidi barınmaktaymış. 70 tür kuş da burada çoğalmaktaymış. Nesli azalan Kartal, atmaca, şahin ve akbaba gibi kuş türlerini barındırmaktadır.Yabani domuzdan başka hayvan görmedim. Ama Anadolu Parsı, Vaşak, Tilki, Sansar, Çakal, Kurt, yabanileşmiş at ve tavşam gibi hayvanlar yaşamaktaymış.

CEP RESİM 12 temmuz-03 eylül 034   CEP RESİM 12 temmuz-03 eylül 040

Dilek yarımadası Milli Parkına yılda 250 bin taşıt ve 500 bin ziyaretçi gelmekteymiş.  Geçen yıl fazla taşıt gelmesin diye küçük araç girişini 15 Tl yapmışlar. Buna ragmen caydırıcı olamamış.

Ben gene kafama takılan Jandarma tarfından işgal edilmiş kısmın ziyaretçiye açılması gerektiğini düşünüyorum. Burası Samos (Sisam) Yunan adasına çok yakın, çıplak gözle görebilyorsunuz. Aklıma gelen buradan Yunan tarafına geçmek isteyen kaçak göçmeler yüzünden mi kapatıldı. Bu yasak bölgeye Güzel çamlı’dan tekneler ile turlar düzenleniyor. Ancak bu yasak bölgeye tekne ile uzaktan görebiliyorsunuz.

dilek-yarimadasi-milli-parki

Her ne sebep olursa olsun bu kısmın tekrar eski yıllarda olduğu gibi ziyaretçiye açılması gerektiğini düşünüyorum. Mevcut kullanılan İçmeler, Aydınlık, Karasu koyları ve plajları artık bu yoğunluğu kaldırmıyor.

Buradan Orman ve Su İşleri Bakanlığı , Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğüne sesleniyorum. Dilek Yarımadası Milli Parkı kime ait? Lütfen yasak bölgeler oluşturmayalım. Bu güzel Doğayı ziyaretçilerimize açalım.

Saygılar, sevgiler.
Abdurrahman Balcılar
Twitter: abdurrahman balcılar@abbalcilar
Face : ab.balcilar@hotmail.com
Blog: milliyet.com.tr/cansever
Blog: balcilar-blog.com
Not: Görseller internetten alınmış ve tarafımdan çekilmiştir.

 

Evlerimizin en yakın komşuları Kırlangıçlar.

100_4528

Kırlangıçlar göçmen kuşların en sevimli ve insana en yakın olanlarındandır. Her yıl havaların ısınması ile, Nisan başlarında gelirler, Eylül sonlarına doğru ülkemizi terk ederler. Bu sevimli dostlar Afrika’dan gelirler. Eski yuvalarına yerleşirler. Şayet bozulmuşsa yenisini yaparlar. Burada yumurtlayıp, çoğalıp yavruları ile dönerler.

İnsana yakın olan göçmen kuşlardan kırlangıç, evlerimizin en yakın komşularıdır. Kasabalarda, köylerde balkonlara, saçak altlarına çamurdan yuvalarını itina ile inşa ederler. İnsana bu kadar yakın olması içgüdüsel olarak kendilerini zararlı diğer canlılardan korumaktır. Yılanlardan, başka yırtıcı kuşlarından yavrularını korumak amacıyla insana en yakın yerde yuvalarını kurarlar.

Kırlangıçlar tek eşli kuşlardan dır. Yuvayı birlikte yaparlar, edindiğim bilgiye göre, getirdikleri çamuru erkeğin tükürüğünü tutkal gibi kullanıp duvara yapıştırıyorlar.

Ben sizlere geçen yıl gelmiş, evimizin kullanılmayan kısımına yuva yapan kırlangıçları anlatacağım. Kapalı mekan olduğu için yuva yarım şekilde. Genelde dış balkonlara yapılan yuvalar tamamen kapalı, sadece girebilecekleri bir delik bıkıyorlar.

Bu yıl da, bizim sevimli dostlarımız, bir çift kırlangıç gene aynı yuvalarına Nisan başlarında geldiler.  Aynı çift olduğunu tahmin ediyorum. Yuva hiç bozulmadığı için sadece içini saman, kıl, tüy getirdiler. Geldiklerinden bir mühlet sonra 6 adet yumurta yaptı ve kuluçkaya yattı. Genelde dişinin vücut ısısı daha yüksek olduğu için o yatarmış. Bazen dişi avlanmaya gittiğinde erkek yatıyordu.

Hesap etmedim ama 15-20 gün sonra yavrular firesiz çıktı. Altı adet yavru. Anneleri ve babaları aşağı yukarı 20-25 gündür beslediler, büyüttüler.  Anne ağzında yem ile geldiğini görünce yuvanın kenarlarına sıralanan altı yavru, aynı anda ağızlarını açıyorlardı. Anne herhalde belli sıraya göre getirdiği böceği onların ağızlarına veriyor, besliyordu.

Benim dikkatimi çeken, anne kuluçkada iken, erkek geceleri geliyor, yuvanın kenarına tünüyordu. Yavrular olunca, erkek gelmedi, geceleri dışarılarda bir yerde tünedi. Yavrular büyüdükçe, yuvada yer kalmadı, anne önce yuva kenarında, sonra da o da dışarıda geceyi geçirmeye başladı. O küçük yuvada 6 yavru büyüdükçe yer kalmadı, sıkışık bir hal aldılar. Anne onları terbiyemi ediyor, yoksa bu işgüdüsel bir olay mıdır, bilmiyorum. Hiç bir yavru yuva içine pisle mi yordu. İhtiyacı olan, arkasını yuva kenarına dönüp dışarı yapıyorlardı.

100_4529

Geçen yıl 3 temmuzda yuvadan uçmuşlardı. Bu yıl erken geldiler ki erken uçtular. Dün fotoğraf çekmek için sandalyeye çıktım, üç-beş poz çektim. aniden 4 tanesi yuvadan uçtu, kaçtı. Yuvada sadece iki tanesi kaldı. Kalanlar uçuş eğitimi yapmamışlardı herhalde. Ya da en zayıf olanları. Farkında değilim ama, gece yuvaya gelmediler. Bu sabah sadece o iki adet vardı. Anne geliyor, turlayıp gidiyor.

Yuvada kalan iki yavru kırlangıç, biri içeride yatıyor, biri de kenara tünemiş. Bakalım onlar ne zaman uçuşa gidecekler.

100_4531

İşte böyle bizim evlerimizin en yakın komşuları kırlangıçların üremesi böyle. İki kişi geldiler, 8 kişilik aile oldular. Herhalde yazı da buralarda geçirecekler, yiyeceklerin azalması ve havaların serinlemesi ile kışlık mekanları Afrika’ya doğru göç edecekler.

Sabahları yuvaya yaklaştığımda anne cik, cik,sesler çıkartarak uçuyor gidiyordu. Bu bir koruma mı, yoksa bir sevinç uçuşumu anlamış değilim.

İşte benim kırlangıç komşularımda gözlemlediklerim.

Saygılar ve sevgiler.

Abdurrahman Balcılar

Twitter: abdurrahman balcılar@abbalcilar

Mail : ab.balcilar@hotmail.com

Blog: milliyet.com.tr/cansever

Not: Fotoğraflar tarafımdan çekilmiştir.

 

 

 

Tarihin derinliklerinden gelen mağaralar.

 

100_4456-300x225

İnsanoğlu yüzyıllardır dünyanın muhtelif yerlerinde yaşamış, hayatlarını sürdüre gelmişlerdir. Doğada kendilerine barınaklar aramış, bulamayanlar ise kendileri yapmışlardır. İlk insanlar kendilerine doğadan ve yırtıcı hayvanlardan korumak için olsa gerek ilk çağlarda mağaralarda yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Bazıları da doğal mağara bulamayınca kendileri kazarak, yontarak mağaralar yapmışlardır.

Bugün doğa yürüyüşümü bahsedilen mağaralar bölgesine yaptım. Harika doğa manzaraları yeşillikler arasında yol aldım. Bölgemiz doğası itibariyle zeytin ağaçları ile kaplıdır. Her biri sapsarı çiçek açmışlar.

İlk mağaramız meyilli bir arazi üzerinde yer almaktadır. Girişi bir insan boyundan fazla 2 metre civarında, rahatlıkla başınızı

100_4457-300x225

vurmadan girebiliyorsunuz. Zemin genişliği de 1.5 metre civarında bulunuyor. İçerisi karanlık, sadece kapıdan ışık aldığı için ilerisini göremiyorsunuz. Karanlık olunca haliyle ürkütücü oluyor. 2 – 2,5 metre kısım geniş bir sofa halinde, daha sonra düzgünce

100_4458-300x225

kesilmiş taş kapı şeklinde. Elimde ışıldak olduğu için rahatlıkla içerisini görebiliyorum. Bu kapıdan geçtikten sonra üç metrelik bir derinlik göze çarpıyor.

100_4459-300x225

Burası en az 5-6 kişinin barınabileceği bir yer. Sağ tarafa doğru dönülüyor. Yer toprak ama pek kalın örtü değil. Altı da kaya olmalı.

100_4460-300x225

Bu geçitten sonra bir sağ tarafa , bir de sol taraf doğru mekan mevcut. İçeride başınızı vurmadan rahatlıkla yürüyebiliyorsunuz. Sağ taraftaki mekanın zemini biraz toprakla dolmuş. Bu nedenle yükseklik biraz daralmış.

100_4462-300x225

Tavan da dik değil, oval şekilde oyulmuş. Bu kısımda iki kişi rahatlıkla yatabilir.

100_4464-300x225

Sol tarafta büyük kaya parçaları var, bunlar üst tavandan mı düşmüş, ileriden mi sökülmüş pek belli değil. Son yıllarda defineciler altın aradıkları için, bu kayaları onlar da parçalamış olabilir.

Bu ilk mağaradan sonra karşımıza gene çok eski bir çeşme geliyor. Suyun aktığı taş oyma oluk, toprak ile kapanmış. Hemen sol üst

100_4465-300x225

kısımda su içilen maşrapayı koymak için bir pencere açılmış. Suyun aktığı ahar kısmı toprak ile dolmuş olduğu için bu çeşme iptal olmuş. Hemen 5 metre alt kısma yeni bir çeşme yapılmış. Aynı kaynağın suyu bu çeşmeden akıyor.

100_4470-300x225

Bu çeşmenin borusundan ağız dolusu su akıyor. Bu buz gibi sudan bir tas içiyoruz. Etrafta yabani naneler, yarpuz kokuları burnumuz gıdıklıyor adeta.

100_4484-300x225

Hemen çeşmenin yan tarafında bulunan kavak ağacı da yaşlanmış. Gövdesinin bir kısmı çürümüştür.

100_4468-225x300

Çeşme başından ayrılıyor, yukarı diğer mağaraya doğru yürüyoruz. Karşımıza gövdesinin bir kısmı elektrikli testere ile kesişmiş bir zeytin ağacı çıkıyor. Gövde çapı bir metreden fazla. Zeytin ağaçları neredeyse 900 yıl yaşarlarmış .

100_4465-300x225

Bu yaşlı ağacın üst kısımdan kesilen yere doğru içi çürümüş. Üsten bakıldığında alta doğru derin bir oyuk. Yanımda bulunan Halil ağaya soruyorum. (Haili Sarı) . Bu yaşlı zeytin ağacının başına gelen hikayesini anlatıyor. Çeşmeye çok yakın olan bu zeytin ağacının üst çürük oyuk kısmından içerisine altın saklanmış. Hazineciler de bu altınları alabilmek için alttan bir gece testere ile gövdenin yarısını kesmişler. Altınları bulmuşlar mı? Bilmiyoruz. Bu yaşlı zeytin ağacının başına gelenler hazinecilerden.

100_4472-300x225

Ağzı yarı örme telle kapalı olan diğer mağaraya geliyoruz. Bu tel neyin nesi derseniz, günümüzde çobanlar içeriye koyunlarını bırakırlar, ağzını da bu telle kapatırlarmış. Yarı açık yerden giriyorum.

100_4473-300x225

Genişçe bir mekan, tavan da oldukça yüksek. Bir sola, bir de sağa doğru uzantıları var. Kayanın cinsi pek sert olmayan, ama kolayca da ufalanmayan cinsten.

100_4477-300x225

Sol taraftaki kısım epeyce geniş. Taşlar kızıl kahve hal almış. Hangi maden yada taş cinsi olduğunu bilemiyorum.

100_4475-300x225

Zemin de sert toprak, pek dolgu olduğunu zannetmiyorum.

100_4476-300x225

Sağ taraftaki kısım kırılma ve dökülmelerle zemini biraz dolmuş gibi gözüküyor. Bu mağarada da yıllardır kimler kaldı, kimler yattı, kalktı. Şimdi de koyunlar kalıyor.

Buradan tekrar dönüşe geçiyoruz. Tekrar çeşme başına geliyoruz. Çeşmeden birer bardak daha su içiyoruz. Halil ağa da bir tas su içiyor, yorgunluğunu gidermek için.

100_4482-300x225

Burada bir mağara ağzı daha görüyoruz. Burası gene hazineciler tarafından dinamit ile parlatılmış, ağzı kapanmış gibi gözüküyor.

100_4489-300x225

Benim bu günkü doğa gezim, arkeolojik bir araştırma gezisi oldu. Yeşillikler arasında, temiz havayı içimize çekerek zeytinlikler arasında yürüdük.

100_4490-300x225

Yeşil yapraklı, bir tarafı beyaz olan akça kavakların görüntüsü, hafif rüzgarla hışıltısı insanın içini ürpertiyordu. Temiz havada dolaşmak, yaşamak çok da güzel bir keyif. Böyle tarihle doğa iç içe olunca…

Saygılar, sevgiler.

Abdurrahman Balcılar

Twitter: abdurrahman balcılar@abbalcilar

Face : ab.balcilar@hotmail.com

Blog: milliyet.com.tr/cansever

Blog: balcilar-blog.com

Not: Fotoğraflar Aydın ili Germencik ilçesi Dağyeni Köyü sınırları içinde tarafımdan çekilmiştir.

 

Dağlarımızdaki Kır Çiçekleri!

Ana Sayfamda belirttiğim gibi, doğayı çok sevdiğimi, sabah sporlarını doğada yaptığımı ve doğa fotoğraflarını çektiğimi belirtmiştim. Genellikle fotoğraf makinam yanımda olur, yüzlerce fotoğraf çekmişim. Bu resimleri arşivime atar, ara ara bakarım. Bu sabah çekmiş olduğum güzel kır çiçeklerini gördüm. Yüzlerce mevcut, aralarından seçtiklerimi sayfama koyup, sizleri tanıtmak istedim. Bilenleriniz, görenleriniz vardır mutlaka. Bu doğal çiçeklerin botanikteki adları vardır, ben bilmediğim için köyde yıllardır söylenen, bilinen adlarını yazdım.

Köyümüz Aydın Dağlarının Güney yamacındadır. Dağlarımız maki topluğunu teşkil eden ağaçlarla kaplıdır. Yer yer kızıl çam ağaçları mevcuttur. Küçük ağaç gurupları arasında boş yeşil çimenliklerde kır çiçeklerini görebilirsiniz. Mevsimlere göre yetişirler. Güz çiçekleri, kış çiçekleri çoğunlukla bahar çiçekleri yetişir.

Yüzlerce çeşidi vardır. İrili ufaklı öbek, öbek, ya da tek tek görebilirsiniz. Ben sadece fotoğraflarını çektiğim, daha yaygım ve enteresan olanları sizlere tanıtmak istiyorum.

SAGIR KULAK

Sağır Kulak: Bahar aylarında çıkar, yaz aylarına doğru sapsarı çiçek açar.

YOĞURT ÇİÇEĞİ

Yoğurt Çiçeği: Nisan, Mayıs aylarının tarla bitkisidir. Minik beyaz çiçek açar.

DESTENBEL

Destenbel : Mayıs, Haziran aylarında mevsimsel alarak çıkar, koyu pembe çiçek açar.

YENİ KÜRÜŞ

Yeni Kürüş: Bahar çiçeklerindendir, mevsimlik, beyaz, çok açık pembe çiçek açar.

TAVŞAN TOPUĞU (SALEP)

Tavşan Topuğu (salep) : Nisan, mayıs aylarında çıkar. Soğanından salep yapılır. Beyaz, pembemsi çiçek açar.

PAPATYA

Kel Çiçek (Papatya) : Tarlalarımızın ve kırlarımızın beyaz örtüsüdür. Nisan, Mayıs aylarında çıkar, her  yeri kaplar. Çiçekleri kaynatılıp içilirse öksürüğe de iyi gelir.

PAMUKLUK ÇİÇEĞİ

Pamukluk çiçeği: Mayıs, Haziran aylarında açık pembe çiçek açar.

MORCA

Morca: Tarlalarda otsu bir bitkidir. Mor üstünde beyaz bencikleri vardır.

LALEKOVAN

Lale Kovan: Bir güz çiçeğidir. Beyaz, pembemsi açar. Patates gibi yumruları vardır. Mevsimlik bir yabani çiçektir.

LALE

Lale: Kırlarımızın renk renk açan gelin kuşağı gibi bir çiçek. Havaların ısınması ile Mart, Nisan aylarında açar. Kırmızı, Mor, Beyaz, pembe renkleri mevcuttur.

KARAGÖZ

Karagöz: Mayıs, Haziran aylarında açar, Tavşan topuğu familyasındandır. Çok güzel görüntüsü vardır.

Bu fotoğraflarını çekip, sizlere tanıtabildiğim yabani kır çiçeklerinden sadece birkaçı. İrili ufaklı yüzlercesi, dağlarımızda, kırlarımızda mevcuttur.

Bir de Akdeniz maki ormanlarını teşkil eden ağaçlarımız vardır ki, onların görüntü ve kokuları harikadır. Sarı Poruk Çiçeği, Mis gibi kokan Tesbih Çiçeği, Defne Çiçegi, Boynuz (Erguvan ağacı) Çiçeği gibi. Başka bir yazımda, bunların da resimlerini çekip tanıtmak isterim.

Saygılar, sevgiler.

Abdurrahman Balcılar

Twitter: abdurrahman balcılar@abbalcilar

Mail : ab.balcilar@hotmail.com

Blog: milliyet.com.tr/cansever

Blog: balcilar-blog.com

Not: Görmüş olduğunuz fotoğraflar, tamamen kendi çektiğim resimlerdir. İnternetten alıntı değildir.

Köyde yaşayan aç kalmaz!

28 Şubat ’14

Kategori
Doğal Hayat
Köyde yaşayan aç kalmaz!

Bu sabahki doğa yürüyüşümde sarmaşık (acı ot) denen doğal yiyecek bitkisinden topladım. Ege ve Aydın yöresinde çok bilinir ve yenir. Geçen yıl ki bir blog yazımda (http://blog.milliyet.com.tr/ege-nin-yoresel-sarmasik-kavurmasi/Blog/?BlogNo=408740 ) anlatmıştım. Topladığım bu sarmaşık su gibi tazedir. Bıçakla ince ince doğranır, bir baş soğan ile zeytinyağında kavrulur. Üstüne 2 yumurta da kırdın mı, öğle yemeği hazır.

Bu öğle yemeğimiz de bu sarmaşık kavurması. Doğa insanına her türlü yiyeceği vermiştir. Ben doğada yetişenlerden bahsediyorum. Baharın yaklaştığı şu sıralarda, (erken gelen bahar nedeniyle) her taraf yemyeşil. Turp otu, tarlalarda bol miktarda vardır. Suda haşlar, üzerine zeytinyağı, bir de limon sıktınız mı, yeme de yanında yat.

Ot böreğimi yapmak istersiniz, gelincik, ısırgan otu, ballık gibi bir dolu ot doğadan toplar, fırında peynirli ot böreği yapabilirsiniz.

İşte bunlar köyde yaşamanın avantajlarıdır. Yeter ki topla, tembellik yapma, bunları doğadan toplayıp pazarda satıp para kazananlar da var. Şu sıralar Aydın-İzmir kasaba ve semt pazarlarında sarmaşık satılıyor. Demeti, 5 lira civarındadır. Bir demetle bir insan doymaz, en az iki demet almak lazım.

Aydın Dağlarında ada çayı da bulabilirsiniz. Kaynatılıp içildiğinde öksürüğe iyi gelir. Küçük yabani papatya çiçekleri toplar, kaynatıp çay gibi içebilirsiniz. Boğaz ağrılarına iyi gelir papatya çayı. Renk renk açan laleler, tavşan topuğu, karagöz gibi kır çiçeklerden bir demet toplayıp eşinize jest yapabilirsiniz.

Saygılar, sevgiler.

Abdurrahman Balcılar

Twitter: abdurrahman balcılar@abbalcilar

Mail : ab.balcilar@hotmail.com

Blog: milliyet.com.tr/cansever

Blog: balcilar-blog.com

 

Her Hayvanın yavrusu çok tatlı!

13 Ocak ’14

Kategori
Hayvanlar Alemi
Her hayvanın yavrusu çok tatlı!

Bu tatlı buzağı 4 haftalık.


Dört hafta önce başımdan geçen bizim deli düvenin doğum hikayesini anlatmak istiyorum.

Bu tatlı buzağı tam 4 haftalık. Bizimkiler inekdoğuracak kontrol et dediler. Sabah zeytin toplamaya gitmişlerdi. Bana ara ara kontrol et diye tembihlediler. Yengem inek doğuracak diye pek zeytine gitmezdi. Tesadüf ya, o gün gitmişti. Ben öğleden sonra saat 14 gibi baktım. Ne göreyim, bizim inek doğurmuş, yanında ayakta resimde gördüğünüz tatlı erkek buzağı duruyor. Şaşırdım, kaldım.

Demek ki takribi doğum olalı 4 saat olmuş ki, bizim buzağı ayakta. Annesi yalamış, diliyle kurutmuş. Şu büyük Allah’ın işi, doğanın mucizesi. inek kısacık iple bağlı. Doğumu nasıl yaptın, yanına nasıl o yavruyu çektin, yaladın, kuruttun. Bu inek de deli düve. Yani daha ilk yavrulaması.

Hemen cep telefondan bizimkileri bahçeden çağırdım. Çünkü hemen doğumdan sonra ağız sütü dediğimiz ilk sütü annesinden emmesi lazım. Yengem geldi, annesinin memelerine yaklaştırdık, hemen içgüdüsel olarak annesinin memelerini buldu, başladı emzirmeye… Ta ki karnı doyuncaya kadar.

Bizim küçük dana buzağı şimdi tam dört haftalık, tatlı mı, tatlı… Başını okşamadan kendimi alamıyorum. Annesini direk emzirtmiyoruz, sağılan sütten günde özel biberonu ile 2,5 litre süt içiyor. Takribi 12 litrede eve süt giriyor. Yoğurt, çökelek peynir, mayalı peynir yapılıyor. Evde hazır mandıra. Süt, yoğurt ve peynir.

İşte köylerimizin bu avantajı, kendi birtakım yiyecek ihtiyaç maddeleri kendin temin edebiliyorsun, biraz zahmetli olsa da.

Saygılar, sevgiler.

Abdurrahman Balcılar

Twitter: abdurrahman balcılar@abbalcilar

Mail : ab.balcilar@hotmail.com

Blog: milliyet.com.tr/cansever