Kategori arşivi: Anılar

Celal Bayar’ın Dağyeni Köyünde Kalış Öyküsü!

Celal Bayar’ın Dağyeni Köyünde Kalış Öyküsü!

Geçen haftaki köşe yazımda 3.Cumhurbaşkanımız Celal Bayar’ın kısaca hayatını anlatmış ve köyümüzde Haziran 1919 yılında 15 gün misafir olduğu evden bahsetmiştim. Bu kültür mirası evin restorasyon yapılması için yetkililerden yardım istemiştim.

Bu haftaki yazımda Rahmetli Celal Bayar’ın ağzından köyümüzde kalış öyküsünü nakletmek istiyorum.

15 Mayıs 1919 İzmir’in Yunan işgalinden önce Bayar, Aydın ve çevredeki efeleri Yunan işgaline karşı örgütlemek için Nazilli’ye oradan da Ankara’ya geçmek ister. 19 Mart’ta İzmir’i terk etmiş, işgalde Tire’de bulunuyordu. Celal Bayar Yunan askeri Tire’ye gelmeden terk etmek, dağ yolundan  Germencik’e geçmek ister.

Bayar o zamanki lakabı ile Galip Hoca, o günlerde yaşadıklarını şöyle anlatıyor.

Tire’de bulunmamız tehlikeli. Tire bitpazarından arkadaşımız Raif efendi cübbe bulup getirdi. Kir ve kokularını gidermek için bir şişe kolonya kullandım. Gece beş silahlı arkadaş atlarla, Aydın’a doğru yol aldık. Germencik Habipler köyünden geçtik. Neşediye köyüne ulaştık. Kadınlar etrafımızı çevirdiler. Fatma Dudu adındaki kadın birkaç yüz metre ileride Yunan askerlerini gösterdi. Bunlar tren köprüsünün nöbetçileri, dedi. Bizlere bol bol incir ve ekmek hediye ettiler. Gideceğimiz Aydın’ın da işgal edildiğini öğrendik. Bu kez tekrar dağ yoluna koyulduk. Akşam karanlığı basmadan Dağyeni köyüne vardık. Kara İsmail Ağa beni Ramazan hocası gelmediği için hocalık yapmam için köyde kalmamı teklif etti. Namaz hocalığı yaptım. Namaz sonrası Dağyeni köy odasında toplandık. Beni imtihan etmek istediler. Edip ve arkadaşlarım bırakıp gittiler. Yunan kuvvetlerinin ortasında kalmıştım. Nazilli’ye gitmeyi düşündüm, zorlukları vardı. Bir müddet daha kalırsam baskınla yakalanabilirdim. Germencik üzerinden Menderes nehrinden karşıya ulaşmak ve oradan Nazilli’ye gitmeyi planladım. Germencik bucak müdürü Emin Beyi (Ulucan) tanıyordum.Gizli teşkilata girip çalışmış, sağlam bir ittihatçı idi. Sakınmadan evine girebilirdim. Fakat Germencik işgal edilmişti. Germencik bucak müdürünün görevde olup olmadığını öğrenmek için mektup yazdım. Mektubu götüren köylü akşama köye geldi, benimle konuşmaktan çekiniyordu.

   -Mektup ne oldu?

   -Müdüre verdim.

   -Ne söyledi?

   -O adamı bana getir, dedi.

   -Başka?

   -Başka bir şey yok.

    -O halde yarın sabah karanlığında seninle Germencik’e gidelim olur mu?

   -Olur.

Konuştuğum köylü, evinde misafir olduğum Kara İsmail Ağa ile konuştular. Bir müddet sonra benim yattığım yatak, camiye yakın imam yanına taşındı. Misafirlikten kovulmuştum. İmamı köylünün evine yolladım.(*) Gelmesini istedim. Rahatsızmış. Bugün evden çıkmazmış. Haydi, Hocam, İsmail Ağanın evine gideceğiz. Gittiğimde, ağa yumuşak bir sesle, sizi dağ yolundan Nazilli’ye gönderecektim. Yolda soyarlar diye çekindim. Gece karanlığında Germencik’te ne işin var. Gitmek istemiştim.

Durumu anlattım. İbrahim Kocabey (Çolak İbrahim) adındaki köylünün cılız beygiri ile beni beklediğini gördüm. Köylüler ile vedalaşmak istedim, bırakmak istemediler. Köyün mezarlık dua yeri var oraya kadar gelerek beni dua ile uğurladılar. “Biz senin ne maksatla buralarda dolaştığını anladık. Bizi de unutma, Allah muvaffak etsin. Yolun açık olsun”

İbrahim Kocabey beygirin yularından tutmuş çekiyor ben beygirin üzerindeyim. Öyle vakti Germencik istasyona geldik. Her taraf Yunan askeri ile dolu idi. Beygir yorulmuş olsa ki birden yere yığıldı. Ben düştüm. Köylülerin kaldığı bir hana gittik. Burası Dağyeni köy odasından daha berbattı. Kirli hasırlar üzerine oturuyorlardı. O gün Cuma, ertesi günü Ramazan başlayacaktı. Ben handa oyalanırken beni köyden getiren İbrahim’i bucak müdürüne gönderdim. Sonra Menderes nehrinin güneyine geçip oradan da Denizli üzerinden Ankara’ya ulaştım.”

İşte böyle sevgili okurlarım. Celal Bayar’ın Dağyeni’de kalış öyküsü kısaca böyle. 3.Cumhurbaşkanımız Celal Bayar, köyümüzde 15 gün ağırlanmasının altında kalmamış köye olan minnet borcunu ödemek istiyor. Bunu da sonraki bir köşe yazımda anlatacağım.

(*) Evden atılma olayının asıl sebebi şöyle; Galip Hoca kaldığı gün boyu canı sıkılır. Odanın penceresinden avluyu seyreder, evin kadınları evin avlusundaki kara fırında ekmek yapıyorlar. Kara İsmail Ağaya, Hoca bizi pencereden seyrediyor deyince, kadınları kıskanmış ve evden göndermiştir. Galip Hoca olayı tam anlamadığından çok üzülmüş, düşündükçe gözlerinin yaşardığı söylenir.

Saygılar, Sevgiler.

Abdurrahman Balcılar

Not: Aydın mahalli Gazete “Ekspres Aydın” köşe yazım.

 

Biricik Dostum Köpeğim Can’ı Kaybettim!

Biricik Dostum köpeğim Can’ı dün akşam kaybettim. Acım, üzüntüm çok büyük. Golden Retriever cinsi köpeğim tam 14 yıldır benimle beraberdi. Yani 14 yaşındaydı. Onu 3 aylık yavru iken sahip olmuş, elimde büyüdü. Ben onu, o beni tanıdı ve sevdi. Bir insan bir köpeğe bu kadar bağlanır mı diyebilirsiniz. Maalesef bağlanıyor, elde değil. Unutmak çok zor. O kadar güzel günlerimiz geçti ki… Sabah yürüyüşlerini birlikte çıkıyor, kır bayır dolaşıyorduk. Tam üç defa zehirlendi, ölümden döndürdüm. Ama bu defa döndüremedim. Artık yaşlanmıştı, bu cins köpeklerin ömrü zaten 14-15 yıl. Vakti saati gelmişti ve öldü.

Önce arka ayakları üzerine basamaz oldu. Sonra da yemeden içmeden kesildi. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi, Veteriner Fakültesine götürdüm. Rontgenler çekildi. İlaç aldım ama, yemek yemediği için aç karına hapları yutturamadım. Burada Hayvan Hastanesinin çalışanları, başta Dahiliye bölümünden Prof. Dr. Hüseyin Voyvoda ve ekibine ayrıca çok teşekkür ederim. Sayın Voyvoda 2013 yılında yine hastalanmış, kan değerleri çok düşmüştü, iyileştirdi ve ömrünü bu güne kadar uzattı.

Zaman her şeyin ilacı… Bu acıyı zamanla unutacağım ama, biraz zor olacak. Nur içinde yat Can dostum.

Allah Sevdiklerinizden ayırmasın.

Saygılar ve sevgiler.

Abdurrahman Balcılar

Twitter : abdurrahman balcılar@abbalcilar

Mail : ab.balcilar@hotmail.com

Blog: blog.milliyet.com.tr/cansever

Şahsi Blog: Abdurrahman Balcılar Blog Sayfası

İTO Vakfı Doğu Karadeniz seyahati : Trabzon

cats İTO

Güzel ülkemin bir çok il ve ilçesini dolaşmış, seyahatlerim olmuştu. Karadeniz sahillerini doğu-batı kıyı şeridi, tarihi ve doğal güzelliklerini görmek istemişimdir. Geçtiğimiz hafta sonu Cuma, Cumartesi ve Pazar günleri yöreye İTO Vakfı İzmir Ekonomi Üniversitesi Mütevelli heyetinde olmam dolayısı ile, arkadaşlar bir dostluk gezisi düzenlediler. Trabzon ve civarı tarihi ve doğal mekanları dolaşacak, daha sonrada Gürcistan Batum geçilecekti.

Bu güzel seyahatin önce ilk ayağını, Trabzon ve yöresini gezip gördüklerimi anlatacağım. İkinci Blog yazımda Gürcistan Batum’u anlatmaya çalışacağım.

Seyahatimiz Adnan Menderes Hava alanında grupla buluşarak başladı. 10,40 uçağı ile rahat bir yolculuktan sonra Trabzon’a indik.

Trabzon dik yamaçlar üzerine kurulu bir şehrimiz. Düz yerler ancak denize dolgu yapılarak elde edilmiş. Son yapılan Şenol Güneş Kompleksi ve futbol sahası bu dolgudan elde edilen geniş arazi üzerine yapılmıştır.

Trabzon batı kesiminde yer alan Akçaabat’a geldik. Akçaabat’a gelinir de meşhur köftesi yenmez mi? Öğle yemeğimizi deniz kıyısında güzel bir mekan olan Meşhur Cemil Usta Akçaabat Köftecisinde yedik.

IMG-20170421-WA0004

Ardından Sera Gölü manzaralı bir kafede çay ve kahvelerimizi içtik. Burası küçük bir vadide, önünün kapanması ile oluşan küçük bir gölet.

IMG-20170421-WA0012

Trabzon’un Soğuksu semtinin yüksekçe bir tepesinde Atatürk Köşk’ü mevcut. Bir sonraki rotamız o güzel yeşillikler arasındaki Atatürk Köşkü’ne çevrildi.

DSCN0682

Görkemli bir giriş kapısından rengarenk lalelerle kaplı bahçeye giriyoruz. Bahçede Türkçe – İngilizce köşkün tarihi ve neden Atatürk Köşkü olduğu hakkında bilgi… Ben yazmaktansa sizin okumanızı isteyerek panoyu koyuyorum

IMG-20170421-WA0064

Bu 4 katlı binada Atatürk sadece 3 gün kalmıştır. Yattığı yatak, oturma odası, banyosu ve de kahvesini içtiği fincan teşhir edilmektedir.

IMG-20170421-WA0062

Her yerini inceleyerek dolaştık. Çıkışta dostum (çok eski yıllarda birlikte çalıştığımız) Mehmet Korkmaz ile bu renkli bahçede bir de resim çektirdik.

IMG-20170421-WA0022

Civar dükkanlarda Trabzon işi telkâri denilen ince zevki yansıtan gümüş eşyalar satılıyor. Bazı arkadaşlar da alışveriş yaptılar. İşini bilen atölye sahibi gümüş işleriyle ilgili kısa bir bilgi verdi. Atatürk Köşkü bahçesinde tüm grup arkadaşları ile birlikte bir resimdeyiz.

IMG-20170421-WA0077

Buradan sonra akşam kalacak olduğumuz Grand Zorlu Hotel’e transferlerimizi yaptırıp, valizleri bıraktıktan sonra, akşam yemeği için Söğütlü mahallesindeki Galanima Restoran’a gittik.

IMG-20170421-WA0091

Keyifli bir akşam yemeğinden sonra geç vakit otele döndük.

Ertesi sabah kahvaltısını otelde aldıktan sonra, Karadeniz sahil yolundan Sürmene’ye doğru yola koyulduk. Sürmene’nin bıçakları ve bıçakçıları meşhurmuş. Artık o eski bıçak ustalarından çok az sayılı usta kaldığı ifade edildi ve işletme sahibi bizlere bıçak ve imali hakkında kısa bir bilgi verdi.

IMG-20170422-WA0000

Küçük atölyede bıçak imal tezgahlarını gördük. Çeliğe su verilerek 1000 derece üretilen bıçaklar, kamalar ilgimizi çekti. Bolca bıçak satın alındı.

IMG-20170422-WA0008

Dönüşte uçakta sorun olmaması için akıllılık edip, kargoya verilmesini istedik. Daha sonra yolumuzun üzerindeki İkiçay çay fabrikasına uğradık. Demli buruk çaylarımızı burada müesseseden yudumladık.

IMG-20170422-WA0041

Bu güzel ikramdan sonra yakınlarımıza hediyelik yöresel çay paketlerinden satın alınmaz mı?

Sonraki durağımız Çaykara ilçesinin doğal turistik alanı Uzungöl oldu. Trabzon’dan 99 km.uzaklıkta olan Uzungöl, çevresi sık ormanlarla kaplı ve doğal güzelliği ile iç ve dış turistleri çekmektedir.  Adını kıyısında bulunduğu gölden almıştır. Bu gölün oluşumu ilginçtir. Yamaçlardan düşen kayaların, Haldizen deresinin önünü kapatması ile oluşmuştur. Havanın açık olmaması ve de sis nedeniyle gölü tam seyredemedik. Dolayısiyle fotoğraf çekemedik. Ben de internetten aldım ve koydum.

indir uzungöl

Uzungöl’de İnan Kardeşler’de öğle yemeğimizi yedik. Yine keyifli sohbetler yapıldı. Ama yemekte hiç kimse fotoğraf çekmemiş olmalı ki, paylaşılmamış, o nedenle yemekten foto koyamadım. Ben de salondaki ağaç işlemeli, koltukların resmini koydum.

IMG-20170422-WA0013

Salonun duvarlarında yerli-yabancı atasözleri çerçeveletip asmışlar. Rahmetli sinema oyuncusu ve yapımcı olan Yılmaz Güney’in sözünü çok beğendim.

IMG-20170422-WA0016

Buradan sonra rehberimiz Salih Buyuklı bir sürpriz yaparak, yolumuz üzerinden bir sapma yaparak bizleri Kaçkar dağlarındaki Ayder Yaylası’na götürdü.

IMG-20170422-WA0051

Kaçkar Dağları Milli Park olarak kabul edilmiştir. Fırtına deresi boyunca yolumuz Çamlıhemşin’e doğru devam etti. Fırtına Vadisi de denilen Fırtına Deresi, eriyen kar suları ile debisi çok yüksek. Bu dere üzerinde yerli ve yabancı turistlerin rafting yaptığını öğrendik. 23 Km.lik uzunluğu olan bu dere yatağının zemini çok taşlık olması nedeniyle, suyun debisi artmakta ve bu da  3-4-5 tehlike derecesini oluşturmaktaymış.

rafting fırtına deresi

Rafting istasyonlarının birinde durduk. Çaylarımızı yudumlayarak, Fırtına deresinden akan azgın suları seyrettik.

IMG-20170422-WA0043

Diyarbakır’lı bir grup, hem çalıyor, hemde oynuyor ve horon tepiyorlardı.

IMG-20170422-WA0034

Yol boyunca bu dere üzerinde karşıdan karşıya geçmek için taş ve ağaçtan yapılmış ilkel asma köprüleri görebilirsiniz. Halk bu köprülere Darağacı adını vermişler. Geceleri köprülerin yerini belirlemek için fener asarlarmış.

IMG-20170422-WA0035

Bu yörede ayı gibi yabani hayvan bolca varmış, ayı da balı çok sevdiğinden arı kovanları yüksek ağaçlara koyarlarmış. Bu tür arı kovanlarını da ağaçlarda görmek mümkün.

DSCN0722

Şansımıza Ayder’e seyir yerine ulaştığımızda pırıl pırıl bir hava vardı. “Gelintülü” adı verilen şelaleyi tamamen eriyen kar suları oluşturuyor. Bolca resim çekme olanağımız oldu. Yarım saat sonra ortalık sis kapladı ve her şey görünmez oldu.

IMG-20170422-WA0036

Bir başka heyecan kaynağı da, telde kayarak seyahat etmek. Bu heyecanı tadan arkadaşlarımız oldu. Aşağı yukarı 30-40 metre gidiyor ve tekrar geri kayarak dönülüyordu.

IMG-20170422-WA0037

Ayder’den geri Fırtına deresi boyunca dönüşe geçtik. Yol üstünde Çamlıhemşin ilçesi var. Nüfusu 1450 ama, yarısı amir, memur ve polismiş. Gerçek Çamlıhemşin’li herhalde 500-600 kişi olmalı. Bu kadar küçük nüfuslu bir yer nasıl ilçe olur derseniz, siyasilerden bazıları o ilçeden olunca olurmuş. Lafı uzatmayalım, tekrar sahil yolundan Ardeşen, Fındıklı, Arhavi ve Hopa’dan sonra Sarp sınır kapısına ulaştık.

Buradan Gürcistan’a geçecektik. Sarp sınır kapısı bilhassa Türklerin yoğun ilgisi nedeniyle gündüzleri oldukça kalabalık oluyormuş. Bizim grup yarım saatlik bir beklemeden sonra kimlik kontrolünden önce Türk Polisi, sonra 200-300 metre sonra Gürcistan Polisi tarafından kontrol edilerek Gürcistan sınırını da geçtik.

Çok keyifli bir geziydi. Emeği geçen katılan tüm arkadaşlara teşekkürler.

Batum’da geçen gece ve pazar günümüzü, 2.Blog yazımda anlatacağım. Ayrıca burada yer veremediğim onlarca çekilmiş resmi görsellerde paylaşacağım.

Saygılar ve sevgiler.

Abdurrahman Balcılar

Twitter: abdurrahman balcılar@abbalcilar

Mail : ab.balcilar@hotmail.com

Blog: blog.milliyet.com.tr/cansever

Blog: Abdurrahman Balcılar Blog Sayfası

Not: Bu keyifli gezi için tüm emeği geçenlere, bu güzel fotoğrafları çeken, paylaşan arkadaşlara, İtaltur’a, Rehberimiz Salih Buyuklı’ya, İzmir Ekonomi Üniversitesi Genel Sekreteri Levent Gökçeer’e ve İTO görevli arkadaşlara tüm ekip adına çok teşekkürler.

Hayranları AFK’nın 6.Yılında Hazal Kaya ve Çağatay Ulusoy’u unutmadı!

C2M4pwcWIAAbivI

Geçtiğimiz 14 Ocak 2017 Tarihi, AFK‘nın 6.yılıydı. Ülkemizde ve bütün Dünya ülkelerindeki binlerce Hazal Kaya ve Çağatay Ulusoy hayranı, 14 Ocak 2011 yılında Show Tv’de başlayan “Adını Feriha Koydum” dizisi ile onları tanıdı. Bu dizide Feriha-Emir aşkını şahit oldular. O gün yine, o imkansız aşkı yaşatanlar için Twitter’da TT yaptılar. Seslerini duyurdular. Biz hala sizi unutmadık dediler, TT (Trend-Topic) yaptılar. O günleri ve yüreklerindeki unutamadıkları hislerini unutulmaz sloganları dile getirdiler.

İlk TT Saat:16.00 başladı.

Gece 23:00 tekrar yapıldı.

 

İşte atılan Twetlerden bazıları:

*Bakış Gülüş Kalbimin en özel çifti femir sizin yeriniz dolmayacak FerihaEmir 6Yıl

*Siz bu ülkenin ilk shiplerinden biriydiniz. Hoş gittiniz. FerihaEmir 6Yıl

*Herşeyiyle Efsane bir diziydi.. fragmanlarını dört gözle beklediğim nadir 2-3 diziden birisiydi, çok özledim çok FerihaEmir 6Yıl

*I know I’m hard to love, but I would do anything for you. Hazal.. 

*Sen bana naptın Feriha Napıcam ben seninle Senden başka hiçbir şey kalmadı sanki Ben sana aşık oldum FerihaEmir 6Yıl

*Ben sana mecburum bilemezsin Adını mıh gibi aklımda tutuyorum Büyüdükçe büyüyor gözlerin Ben sana mecburum bilemezsin FerihaEmir 6Yıl

*From Turkey to Arab World Pakistan Romania Croatia BosniaHerzegovina Afghanistan SLovakia Iran Ukraine Kazakhistan India FerihaEmir 6Yıl

*6 yıl olmuş ya sabah twitterda Emir Sarrafoğlu çıktı karşıma şimdi de bu hayır ağlamıyorum sadece gözüme bir şey kaçtı FerihaEmir 6Yıl

* FerihaEmir 6Yıl Never forget /We love you cc

*Efsaneler Unutulmaz yıllar geçse de yine özlem duyuyoruz EmirFeriha 6Yıl

*FerihaEmir 6Yıl A celebration of Hearts and Love for the most beautiful couple ever

 

Ben de 2 Tweet ile destek verdim.

AFK – Feriha (Hazal Kaya) & Emir (Çağatay Ulusoy) aşkı Edebiyat tarihinde ununutulmaz aşklar arasına girdi.  66 retweet 90 beğenme

C2Irq8NXcAEg7ir

Hazal Kaya ile Çağatay Ulusoy’u ölümsüzleştirien Afk’daki Feriha – Emir aşkı 6 yıl önce soğuk bir kış gününde başlamıştı.  86 retweet 62 beğenme

Ayrıca Tweetlerin altında yüzlerce resim atılmıştır.

İşte atılan o güzel fotolardan bazıları:

C2IPa1KWEAAjJmc

C2KPikFWgAAX7v2

C2C6f_fXcAAGHd9
C2C5-qIWIAIgdMq

Muhammed Ali Clay’ın ölümün bana anımsattıkları!

Muhammet-Ali

Amerikalı Müslüman profesyonel boksör olan Muhammed Ali Clay’ı geçtiğimiz 3 Haziran 2016’da kaybettik. Tüm zamanların en iyi boksörü olarak kabul edilen Muhammed Ali, kariyeri boyunca yaptığı maçlardan sadece beş tanesinin kaybetmiş, ünü bütün dünyaya sarmıştır.

Yaşlarımız benzemesin, ben 1949, rahmetli 1942 doğumluydu. Benim 70’li gençlik yıllarımda, 25 yaşında askerliğimi yaptım. O sıralarda 1974’de, Muhammed Ali, Freman ile yaptığı 2 maçını da nakavtla kazanmıştı. Ünü dünyayı sarmış ve ülkemizde çok seviliyor ve konuşuluyordu.

Lafı şuraya getireceğim. Ben o yıllarda yedek subay olarak askerliğimi yapıyordum. Subay -Astsubay arasında adım Clay’a çıkmıştı. Beni o zaman Tugayda Muhammed Ali Clay’a çok benzetiyorlardı. Clay gel… Clay git… Benim de Müslüman olan, ünlü bir boksöre benzetilmek hoşuma gidiyordu.

İşte o günlerdeki bir Tnk. Astg. resmim:

cats a.b+clay

13179071_10204555323601776_3800635949194397155_n

İnsan insana benzer ya… Durum böyle… 3 Haziran da kaybettiğimiz zaman o askerlik günlerim aklıma geldi. Rahmetli Muhammed Ali’nin ölüm acısını herkesten biraz faklı, içimde tatlı bir sızı olarak hissettim. O günlerdeki anımı sizlere aktarmak istedim.

Muhammed Ali Clay’a Allah rahmet eylesin, ailesinin ve tüm Müslüman aleminin başı sağ olsun.

Saygılar ve sevgiler.

Abdurrahman Balcılar

Twitter: abdurrahman balcılar@abbalcilar

Mail : ab.balcilar@hotmail.com

Blog: blog.milliyet.com.tr/cansever

Blog: balcilar-blog.com

 

 

Megastar Tarkan yeni albümü ve nereden nereye dedirten bir anım!

megastar Tarkan

Megastar Tarkan geçtiğimiz ay 11 Mart’ta yeni albümünü piyasaya sürdü.

Latin Amerika ve Ortadoğu ülkelerinin yanı sıra Almanya, Fransa, İspanya, Avusturya, Rusya, Hindistan, Mısır, Amerika ve Kanada’daki müzikseverlerin de beğenisine sunulan albüm, kısa sürede en çok dinlenenler listesine girdi.

Megastar Tarkan, “Ahde Vefa” albümüne olan yoğun ilgi ile iTunes üzerinde Dünya çapında albüm tanıtımına en çok yer verilen ilk Türk Sanatçısı olmuş.

Gençlik yıllarımda gazinolarda değerli sanatçılardan sıkça dinlediğim bir Türk Sanat Müziği albümü olmuş. Bu sabah üşenmeden internetten tek tek dinledim. Duygulanmadım desem yalan olur. Bazı parçaları dinlerken, gözlerimin yaşardığını hissettim.

Tarkan 13 şarkılık albümünde şu eserleri seslendirmiş:

1.Rindlerin Akşamı (Dönülmez Akşamın Ufkundayız)
2.Olmaz İlaç Sine-i Sad Pareme
3.Söyleme Bilmesinler
4.Enginde Yavaş Yavaş
5.Nasıl Geçti Habersiz
6.Kadehinde Zehir olsa
7.Veda Busesi
8.Sevmekten Kim Usanır
9.Aşk Bu Değil Mi
10.Islak Daha Islak Öp Beni
11.Akşam Oldu Hüzünlendim Ben Yine
12.Zeytin Gözlüm
13.Kara Bulutları Kaldır Aradan

Görüldüğü gibi bu albümde; Yahya Kemal Beyatlı, Münir Nurettin Selçuk, Namık Kemal, Hacı arif Bey, Erol Sayan, Orhan Seyfi Orhon, Yusuf Nalkesen, Ümit Yaşar Oğuzcan, Rüştü Şardağ, Teoman Alpay ve Semahat Özdenses’e ait söz ve besteler yer almaktadır.

Tarkan “Ahde Vefa” adını verdiği bu albüm için bakın neler söylemiş; “Benden uzun yıllardır beklenen albümümü sizlerle paylaşacak olmanın tatlı telaşı ve heyecanı içindeyim. Bu albüm bendeki etki ve katkılarınızla hayat buldu. ‘Ahde Vefa’nın sıkıntılı ve zorlu şu zamanlarda bir nebze de olsa içinizdeki kara bulutları dağıtmasını, yüreklerinizi aşkla doldurmasını temenni ediyorum” demiştir.

Benim de yaşım öyle pek fazla değil ama, Tarkan’ın nereden nereye geldiğini bilenlendenim. 1992 yılında Tarkan’ı ilk tanıdığım gece ile ilgili bir anımı anlatmak istiyorum.

tarkan 1992

1992 yılında İzmir Urla Çeşmealtında yazlık evim vardı. Yazları İzmir’deki işime gidip, akşama eve dönüyordum. Kızım Melis o zaman daha 11 yaşındaydı. Tarkan daha meşhur değil ama, tanınmaya da başlamıştı. Kızım o gece, Tarkan’ın Urla İskelede bir çadır diskoya gelip konser vereceğini söyledi. Yorgun olmama rağmen, çok ısrar etti ve kıramadım. Kızım-oğlum ve karım 4 kişi gittik. Ne de olsa genç kız ya, kızım Tarkan’ı yakından görmek istiyordu. Çadırın arka kapısında beklemeye başladık. Tarkan saat 23 sularında geldi. O zaman da incecik, çıta gibi 20 yaşlarında bir delikanlıydı Tarkan. Bizi görünce bana bakarak, parmağını dudağına götürerek susmamızı işaret etti. İçeriden fazlaca kalabalığın gelmesinden çekiniyordu. Ben tamam, merak etmeyin dedim. Yanılmıyorsam kızım imzasını aldı. İçeri geçtik, canlı olarak şarkılarını dinledik. Tarkan’ı ben o zaman tanıdım, sesini dinledim. Çok beğenmiştim. O yıl yanılmıyorsam “Yine Sensiz” albümünü çıkarmıştı.

Başka bir anım ise şöyle: 2004 yılında Tayland’a gitmiştik. Pataya sahil kasabasında bir gece arkadaşlarla diskoya gittik. Sahnede Tayland’lı kızlarla dans ederken Tarkan’ın “Şımarık – yakalarsam muck muck öptüm” şarkısı çalmaya başladı. Ülkemizden binlece kilometre mesafede, bizden bir sanatçının sesini duymak beni çok şaşırtmıştı. O zaman bir daha Tarkan ile gururlanmış, Dünya Sanatçısı olduğunu kabul etmiştim.

İşte böyle sayın okurlarım. Her insanın (meşhur da olsa) kesiştiğini bir zaman ve anıları vardır. Benim de Tarkan ile ilk tanışmam 24 yıl önce olmuştu. Nereden nereye… O şimdi bir Megastar ve Dünya sanatçısı.

Ağzına sağlık Tarkan. Türk Sanat Müziğini senden dinlemek çok keyifli.

Saygılar ve sevgiler.

Abdurrahman Balcılar

Twitter: abdurrahman balcılar@abbalcilar

Mail : ab.balcilar@hotmail.com

Blog: blog.milliyet.com.tr/cansever

Blog: balcilarblog.com

AFK / Feriha Sarrafoğlu’nun 3.Ölüm yıl dönümü, hala unutulmadılar!

Ekran-Alıntısı.PNGafk67.13

AFK (Adını Feriha Koydum) dizisinin unutulmayan ‘Feriha Sarrafoğlu‘ karakteri bundan tam 3 yıl önce, 29 Haziran 2012 tarihinde, atılan iki el kör kurşun ile öldürüldü. Emir bu fani dünyada yalnız kaldı ve karısının yasını tuttu. Feriha-Emir‘in o saf ve temiz aşkı hala unutulmadı. İzleyenlerinin gönlünde bir saplantı, dillerinde pelesenk olarak kaldı. Bu aşk bitmemeli, Fariha ölmemeliydi diyerek yasını tuttular. Oysa Feriha ile Emir’in yaşanacak çok daha güzel günleri vardı.

Adını Feriha Koydum dizisinde, Feriha – Emir’e can veren, Hazal Kaya ile Çağatay Ulusoy birer fenomen oldular. Bu hayranlık ve sevda hala devam ediyor., yaşadıkları sürece de devam edecektir.

Fotoğraflarla baştan sona Emir – Feriha aşkı :

CIlyaprWsAE9B_K

O gün Emir ile Feriha’nın nikahları kıyılır. Karı – koca oldukları bir daha tescillendi ve imzalar atıldı.

CIlsatKWgAA7bPs

Ekran Alıntısıafk.67.1

Feriha’ya atılan tabancadan çıkan kor kurşunlar göğsüne saplanır. Emir acıyla kollarına yığılan Feriha’sının son defa gözlerine bakarak;

Ekran Alıntısıafk67.2

Emir: Bize şahit olan yerdeyiz Feriha… Her şeyin başladığı yerdeyiz… Seni çok seviyorum.

Ekran Alıntısıafk67.3

Feriha: Her şeyin başladığı yerdeyiz… Seni çok seviyorum.

BİZ DE SİZİ ÇOK SEVİYORUZ…

Elindeki nikah defteri yere kayar düşer. Ruhu da ebediyete uçar.

Ekran Alıntısıafk67.4

Çağatay Ulusoy ve Hazal Kaya Fan grupları ve sevenleri yarın (29 Haziran 2015) TT yapacaklarını duyurdular.

CImxJjsWIAI4MNm

Hazal & Çağatay sevenleri her şeyiniz gönlünüzce olsun.

CH3mqmSW8AAnEq5

İnşallah onları tekrar bir ortak projede görmeniz dileklerimle…

Saygılar ve sevgiler.

Abdurrahman Balcılar

Twitter: abdurrahman balcılar@abbalcilar

Mail : ab.balcilar@hotmail.com

Blog: blog.milliyet.com.tr/cansever

Blog: balcilarblog.com

 

Not: Görseller Çağatay Ulusoy Twitter sayfasından (Hazırlayanların ellerine sağlık) ve tarafımdan dizinin 67.bölümünden kopyalanarak alınmıştır.

Türk askerinin şeref ve haysiyetinin bedeli!

armagan01

Şu sıralarda Selahattin Aydemir’in “Dünyanın En Büyük Yalanı: Soykırım” adlı kitabını okuyorum. Kitapta dünya ülkelerinde her yıl 24 Nisan’da dillendirilen Ermeni Soykırım meselesini geniş bir açıdan inceleyen, Nedir? Ne değildir? gözler önüne seren bir eser.

Ben başka bir konuyu dile getireceğim. Bu sabah okuduğum sayfalarda gecen bir konudan bahsedeceğim. Evet, Türk askerinin şeref ve haysiyetinden, onurundan, gururundan. Olay İstanbul’da işgal yıllarında geçiyor. İstanbul 13 Kasım 1918’de İngilizler tarafından işgal edilmişti. O yılları yaşayan atalarımız bilir. Geçtiğimiz yıl Kurt seyit ve Şura dizisinde o yıllarda yaşananları dizide seyretmiştik.

O yıllarda bir İngiliz onbaşısının, Galata Köprüsü’nde Türk Subaylarını durdurup “Çıkar lan kimliğini” demesinin Türk Milletinin namusunun, şerefinin, haysiyetinin paçavra edildiği demek olduğunun idrakinde olmayan var mı? Bu bir trajedi mi , komedi mi acaba?

Yazarımız o yıllarda geçen şu olayı anlatıyor.

İşgal yıllarındayız. Sirkeci Postahanesi, Sirkeci Garı, Tüneller, Devlet daireleri hepsi işgal kuvvetleri denetiminde ve emrinde. Üsküdar vapurunda üç beş İngiliz askeri devriye geziyor. Daha doğrusu geziyor. Vapur kalabalık. İngiliz onbaşısı, Türk Subayına, “Kalk oradan. Oraya ben oturacağım.” diyor. Sivil olsan kafa tutarsın ama askersin ve itin emrindesin. Subayımız olay çıkmaması için kalkıyor, yerini veriyor.

Sonra ne oluyor biliyor musunuz?

O aslan yürekli, şeref ve haysiyet sahibi subayımız geminin kıçına gidiyor, tabancasını kafasına sıkıp intihar ediyor.

Bu satırları okuduktan sonra, en az on dakika düşündüm. O günleri, bu günleri ve geleceği…

Allah bir daha subaylarımızın, dedelerimizin, babalarımızın yaşadığı o günleri yaşatmasın.

Ben herhangi bir yorum yapmıyorum. Okuduğumda yeterince yaşadım o duyguları… Yorum sizlere ait Sayın Okuyucularım.

Saygılar ve sevgiler.

Abdurrahman Balcılar

Twitter: abdurrahman balcılar@abbalcilar

Mail : ab.balcilar@hotmail.com

Blog: blog.milliyet.com.tr/cansever

Blog: balcilarblog.com

Not: Konu, Selahattin Aydemir  “Dünyanın En Büyü Yalanı: Soykırım” adlı kitabından alınmıştır.

 

Atamızın 76. Ölüm yılında Sırp Kralı ile bir anısı.

ataturk 10 kasım 2014

Bu yıl, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün ölümünün, bizlerden ayrılışının 76. yılındayız.

10 Kasım 1938 yılından 2014 yılına, 76 yıl geçmesine rağmen Atatürk’ü unutmadık, Atamızı saygı ve minnetle anıyoruz.

Ben burada Atamızın ince ve kıvrak zekâsını öne çıkartan ve çok fazla duyulmamış bir anısını nakletmek istiyorum.

Yugoslav Kralı Alexandre ve Kraliçe Mari, 4 Ekim 1933 yılında Türkiye’ye gelmişler ve Atatürk onları İstanbul’da Dolmabahçe Sarayı’nda kabul etmiştir.

Kral Dolmabahçe’ye motorla gelecek ve Atatürk de onu rıhtımda karşılayacaklardı. Biz bu karşılama törenini iyice görmek için sarayın üst katındaki rıhtıma bakan odalara yerleşmiştik. Oradan üç beş metre mesafeden motorun yanaşacağı rıhtım iyice görülüyordu.

Az sonra uzaktan göründü. Atatürk de sarayın bahçesine çıkıp rıhtıma yaklaştı. Motor rıhtıma yaklaşıp, rıhtıma  bağlanınca, Kral rıhtıma çıkmak için motordan çıkarken, Atatürk elini uzattı. Kral’ın bir anda  Atatürk’ün yüzünü süzdüğünü, bir küçülme ve eziklik hissettiğini hepimiz fark ettik.

resim.php sırp kralı

Ah bu çok kısa, bir anlık zamanı, fotoğrafla, filmle tespit edip o durumu göstermek mümkün olsa, ne fevkalede bir olay olurdu.

 

DENİZE DÖKÜLEN SIRP ORDUSU OLACAKTI

-Sırp Kral’ı Aleksandr, Atatürk’ün içten tutumundan öylesine etkilenmişti ki, bir gün resmiyetin zorunlu çerçevesini  kıraraktarihin biraz gerisine dönmüş ve ona şunları söylemiştir.

“Eğer Avrupa Ülkeleri’nin sözlerine kansaydık, Anadolu’ya Yunan Ordu’su yerine Sırp Ordu’su çıkacaktı.”

Atatürk’ün karşılığı çok anlamlıdır:

“Kurtulmuşsunuz Ekselans, çünkü o zaman “Kurtulmuşsunuz Ekselans, çünkü o zaman Yunan Ordusu yerine Sırp Ordu’su nu denize dökecektik.”

Saygılar, sevgiler.

Abdurrahman Balcılar

Twitter: abdurrahman balcılar@abbalcilar

Mail : ab.balcilar@hotmail.com

Blog: milliyet.com.tr/cansever

Not: Anı, değerli İlkokul öğretmenim Nazmi Güler’in Mucizenin Adı: MUSTAFA KEMAL, isimli kitabından alınmıştır.

Kaynak: Atatürk’ten Hiç Yayınlanmamış Anılar, Prof.Dr.Yurdakul Yurdakul, Truva Yayınları, 4.Basım Mart 2006, ISBN: 975-6237-37-6. Sayfa:195

Fotoğraf kaynağı: Atatürk Gazi Mustafa Kemal, Foto Cemal Işıksel, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1969. Sayfa:108

 

 

Adnan Menderes asılması ve babamın yaşanmış anısı,

17 Eylül ’13

Kategori
Anılar
Adnan Menderes asılması ve babamın yaşanmış anısı,

Bugün 17 Eylül, rahmetli Adnan Menderes’in idam edilmesinin 52. ci yılı. Ben o zaman henüz 12 yaşında çocuktum. İlkokulu yeni bitirmiştim. Babam rahmetli koyu bir Adalet Partili ve Adnan Menderes’i çok seven biriydi.

Biraz önce Blog yazarlarımızdan Dursun Tombul’ un  “Türk siyasi hayatının yüzkarası: 17 Eylül 1961 – Adnan Menderes’ in idamı” adlı Blog yazısını okudum. Yazısına yaptığım yorumda, çok duygulandığımı yazmıştım. O duygu yoğunluğundan çıkamadım ve aklıma gelen Rahmetli babacığım Mehmet Balcılar’ın bana sağlığında anlattığı bir anısını okuyucularımıza aktarmak istedim.

Babam zeytin ve zeytinyağı komisyonculu yapıyordu. Tarihini tam hatırlayamıyorum. Herhalde Adnan Menderes’ in idamından 2-3 yıl sonra olabilir. İşi icabı Ayvalık’ a gitmiş. Çarşı içinde sakal tıraşı olmak üzere bir berbere girmiş. Tıraş olurken, muhabbete başlamışlar. Berber sormuş; “Sen nerelisin hemşerim” demiş. Babam; “Aydınlıyım”. Berber; bir adım geri çekilerek, babamın yüzüne ters ters bakmış. “Siz ne biçim Aydın’ lısınız, dilbarım adam Menderes’i nasıl astırırsınız, niçin tüm Aydın’lılar olarak ayağa kalkmadınız” der. Ve hışımla boynundaki havluyu hızla çeker. “S. tir hadi buradan” der, dükkanından kovalar. Babam arkasına baka baka, berber dükkanından çıkmış. Hiçbir cevap da verememiş.

Bu anısını laf sırası geldiğinde birkaç kez dinlemiştim kendisinden.

Time Dergisine kapak olmuş, büyük insan ve devlet adamımız Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ı rahmetle anıyor, Allah taksiratlarını afetsin, Nur içinde yatsınlar, diyorum.

Saygılar, sevgiler.

Abdurrahman Balcılar

Twitter: abdurrahman balcılar@abbalcilar

Mail : ab.balcilar@hotmail.com

Blog: milliyet.com.tr/cansever