Kategori arşivi: Genel

Kahvaltılarımızın vazgeçilmezi zeytin.

08 Ocak ’14

Kategori
Kahvaltı

 

Kahvaltılarımızın vazgeçilmezi zeytin.

Ege illerimizden Aydın‘ın önemli tarım ürünlerinden biri, zeytin ve zeytin yağıdır. Aydın dağlık bölgelerinde doğal olarak yetişen delice dediğimiz zeytinlerinin aşılanmak suretiyle “memecik” cinsi denilen zeytin ağaçlarıyla kaplıdır. Bu zeytinler yağlık zeytinlerdir. Toplanıp, sıkılan zeytinlerden enfes zeytin yağı elde edilir. Kahvaltılarda yenilen sofralık dediğimiz zeytinleri bölge halkı genelde kendi ihtiyaçları kadar yaparlar.

Ben sizleri Aydın, GermencikDağyeni Köyünde yapılagelen kahvaltılık zeytinlerin yapılışını anlatmak istiyorum.

Üç tip kahvaltılık zeytin yapılır.

1.Çekişte denilen kırma zeytin.

2.Dilme zeytin.

3.Hurma zeytin.

Çekişte Zeytin: Genellikle sezonun başı olan Ekim-Kasım ayı başlarında yapılır. Henüz zeytinlere su yürümeden sert ve diri zeytinler dalından toplanır. Havan eli ile yada temiz bir taşla kırılır. Bu işlemi parçalamadan, hafifçe vurarak, sadece zeytini çatlatma şeklinde olmalıdır. Bu zeytinler bir kavanoza konur, su ilave edilir, takriben 7 gün bekletilir. Sonra acı suyu süzülür, tekrar su ilavesiyle yeterince tuz ilave edilir. Takriben 1 kg. zeytine 1-2 yemek kaşığı tuz koymak gerekir. Ayrıca, 2-3 kesme şeker ve sert ve diri kalması için limon tuzu da koyabilirsiniz. Bir hafta sonra yemeğe hazırdır. Her sabah yiyeceğiniz kadar kavanozdan çıkartınız, yoksa bekleyen zeytin kararır. Yeşil yemenin zevki başkadır. Şayet tuzu fazla kaçırdıysanız, çıkartmış olduğunuz zeytinleri ılık suda 1-2 saat bekletin, tuzunun hafiflediğini hissedeceksiniz.

Dilme Zeytin: Seçilmiş iri zeytinler bıçak ile en az üç yerinden çizilir. Ya da bazıları yemek çatalı ile delerler. Daha sonra suya konur, 3 gün ara ile suyu değiştirilir, sarı su berraklaştıktan sonra, tekrar temiz suya, tuz, limon tuzu ilavesiyle bekletilir. Aşağı yukarı çekişte zeytin ile yapışış aynıdır. Zeytin yeneceği zaman kavanozdan çıkartılmalıdır. Yoksa kararır. İsterseniz suyunu süzer, bir cam kavanozu koyarsınız. Yeşil kalması için üzerine tamamen örtecek kadar zeytin yağı ilave etmelisiniz. Üzerine bir limonu dilimleyerek koyabilirsiniz. Kapağını hava almayacak şekilde sıkıca kapatmalısınız.

Hurma Zeytin: Yapacağınız kadar seçilmiş kara zeytinleri (5-10 kg. olabilir) bir kendir çuval veya suyunu süzebilen torbaya koyarsınız. Bu torbayı geniş bir leğen içine koyar, üstüne bir ağırlık koymalısınız. 7-8 gün sonra çıkartıp, ılık suda yıkar, tekrar torbanın içine yeterince tuz ilavesiyle bastırırsınız. Bir hafta sonra tadını kontrol edersiniz. Acılığı gitti ise yemeğe hazırdır. Bu zeytinler, bir güğüm yada cam kavanoza koyar, üstüne zeytin yağı ilave ederseniz, uzun süre saklamış olursunuz.

Geçmiş yıllarda kuyularda hurma zeytin yapılırdı. Artık şu yıllarda yapılmıyor. 8-10 tonluk beton kuyu içerisine zeytinler yapraklarından temizlenip, kuyuya dökülür. En son üzerine iri kaya tuzu ile tamamen kaplayacak şekilde örtülür. Üste naylon ile ve ağırlık bastırılarak kendi halinde bırakılır. Kendi kızıl suyu ile “Hurma Zeytin” olur. 6 ay sonra tüccara tüm kuyu zeytini satılır. Artık bu uygulama günümüzde yapılmıyor. Daha önce da söylediğim gibi tane zeytinler,  yağ sıktırılıyor.

Köyümüzde incirden sonra zeytin yağı köylünün en önemli gelir kaynaklarıdır.

Sofralık (Kahvaltılık) Zeytinleri köylü sadece kendi ihtiyacı kadar yapar.

Afiyet Olsun.

Saygılar, sevgiler.

Abdurrahman Balcılar

Twitter: abdurrahman balcılar@abbalcilar

Mail : ab.balcilar@hotmail.com

Anılarda kalan İzmir’in Eski Foça’sı.

02 Aralık ’13

Kategori
Anılar
Anılarda kalan İzmir’in Eski Foça’sı.

 

Bu sabah bir iş için Aydın’dan İzmir’e gittim. Bir Turizm şirketinin yolcu arabasına bindim. Şimdiki otobüsler çok lüks, her türlü konfor var. Uçaklarda olduğu gibi çay-kahve servisi var. Ayrıca koltuk önünde mini Tv. ekranı koymuşlar. 10-15 kanalı ayarlamışlar, seyrediyor, sıkılmadan yolculuğunuzu yapabiliyorsunuz. Takıyorsunuz kulaklığınızı, isterseniz müzik de dinleyebiliyorsunuz.

Kanalları karıştırdım, Engin Altan Düzyatan,Çağatay Ulusoy ve Hande Subaşı’ ın başrollerini oynadığı “Anadolu Kartalları” sinema filmi oynuyordu.  Filmde Çağatay Ulusoy, Hande Subaşı, Alpay Kemal Atlan ve Özge Özpirinçci ‘nin Foça ilçesinde çekilmiş sahneleri geldi ekrana. Sahilde yemek yerler bir akşamüstü. Şahane Foça körfezin den görüntüler gelir. Sahilde deniz kıyısında dalgaların küçük çırpınışlarıyla gün batımı yemek ne zevklidir bilemezseniz. Eşimin babasının yazlığı vardı Eski Foça’da. Her yaz giderdik. Birden 35 yıl öncesi anılarım tazelendi zihnimde. 1978 – 2003 yılları arasında yaz aylarında ne günlerim geçti o küçük sahil kasabasında. Foça koyunda irili ufaklı birçok küçük adacıklar ve yarımadalar vardır. Mutlaka bilenleriniz vardır. Tekne ile bir tur yapar, kuzey kıyalarına Fransız Tatil Köyüne doğru giderseniz, Siren kayalarının önünden geçersiniz. Şansınız varsa, atlayan zıplayan Akdeniz Fok balıklarını da görebilirsiniz. Denizin mavisinin her tonunu görebilirsiniz. Bütün o anılar gözlerimin önünde bir film şeridi gibi geldi geçti. Ne günlerdi Tanrım o günler.

Arada göz ucuyla filmi de seyrediyorum. Anadolu Kartalları’nı 2011 yılında ilk vizyona çıktığında seyretmiştim. Daha sonraları televizyonda da oynarken bir daha seyretmiştim. Teğmen Ahmet Onur’un Foça’da yaşayan babasını ziyaretinde çekilmiş Foça sahneleri. Pilot olarak ilk yalnız uçuşa çıktığında, babası hastanede kalp krizinden ölür, Teğmen Onur başarıyla uçuşunu tamamlar, F16’dan iner. Binbaşı Kemal babasının kaybettiğini sarılarak bildirir. Teğmen Onur, yere çöker kalır. Adettenmiş ilk uçuşu tamamlayan pilotun üstüne hortum ile su sıkılırmış. Ölüm acısını, hele baba ölümünü acısını taze yaşayan bir insanın üstüne sıkılan soğuk su onun acısını hafifletebilir mi? Eski yıllarda ki Foça görüntülerinin anıları da karışınca, çok duygulandım, gözlerimden bir damla yaş aktı. Yanımda oturan yabacı uyruklu kadının görmemesi için, hemen elimin tersiyle sildim. (Türk Hava Kuvvetlerinin 100.yıl kutlamaları çerçevesinde çekilen, “Anadolu Kartalları” filmini izlemeyenlere tavsiye derim, izlesinler.)

İşte böyledir anılar, olmadık zamanlarda, olamadık olaylarla çıkarlar karşınıza.

Sizlerin de her zaman yaşanmış ve de yaşanacak güzel anılarınız olması dileklerimle…

Saygılar ve sevgiler.

Abdurrahman Balcılar

Twitter: abdurrahman balcılar@abbalcilar

Mail : ab.balcilar@hotmail.com

Blog: milliyet.com.tr/cansever

Köy Gençlerine Bayram armağanı, Suni Çim Futbol sahası.

19 Ekim ’13

Kategori
Spor Eğitimi
Köy Gençlerine Bayram armağanı, Suni Çim Futbol sahası.

Aydın, Germencik, Dağyeni Köyü gençleri mini futbol sahasına kavuştu. Köy muhtarı Ali Afacan’ın girişimleri ile plan-projeye uygun olarak, köy ilkokulu bahçesine, modern bir mini futbol sahası yaptırdı. Futbol sahası suni çim ile kaplı, etrafı tel örgülü. 20 x 40 metre ebatlarında olup, 800 m2.dir. Köy Gençlerine Muhtarlığın bir bayram armağanı oldu.  Bayram boyunca civar köy gençlerinden oluşan takımlar ile karşılıklı futbol maçları organize edildi.

Dağyeni köy takımı, civar köylerden Selatin köy takımı ile aralarında yaptıkları maçta 8-4 yendi. Önümüzdeki günlerde diğer köy takımları ile karşılıklı maçlar yapılacak.

Bu tür sosyal tesislerin yapılmasını öncülük yapan Dağyeni Köy Muhtarlığı yaptığı bu işle ne kadar öğünse azdır. Önümüzdeki günlerde ışıklandırması ve duşlar da yapılacakmış.

Köy Gençlerini, Kahve köşelerinden çıkartıp, boş zamanlarında bu tür sporlara yönlendirmek çok olumlu bir davranış. Muhtar Ali Afacan ve beraber çalıştıkları İhtiyar Heyeti üyelerine (Hüsamettin Balcılar, Nafiz Bircan, Nafiz Çalışğan, İbrahim Kaya) ayrı ayrı, Köy Gençleri ve Çocukları adına teşekkür ederim.

İki sloganla sözlerime son veriyorum.

Sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur. Spor vücudun diyaliz makinasıdır.

Saygılar, Sevgiler.

Abdurrahman Balcılar

Twitter: abdurrahman balcılar@abbalcilar

Mail : ab.balcilar@hotmail.com
Blog: milliyet.com.tr/Cansever

Dalya dedim, 100. Blog yazım.

30 Temmuz ’13

Kategori
Blog
Dalya dedim, 100. Blog yazım.

İlk blog yazımın yayınlandığı 14 Ocak 2013 tarihinden bu yana 6 buçuk ay geçti. Dalya dedim ve 100. Blog yazımı bu konuya ayırdım. Biraz önce yazar arkadaşlarımızdan Rıza Üsküdar’ ın “Her blog’da bir adım, iyi yolculuklar…” adlı blog yazısını okudum. Diyor ki, blog yazarlığında “Yürümeye devam ta ki koşacağımız ana kadar.” Ben de henüz daha yürüyorum.  Koşabilir miyim bilemem. Ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim. Yazmaktan büyük keyif alıyorum.

Başta Tv. programları ve magazin olmak üzere 25 kategoride blog yazısı yazdım. Yazacağım konuyu önceden tasarlamam. Aynı gün, o an karşıma çıkan, aklıma gelen konuda yazmaya başlarım. Yazacağım konun araştırmasını yapmadan, çalakalem yazmam. Doğruluğundan emin olamadığım konularda, çekincemi belirtirim.

Allah sağlık verdiği mühletçe yazacağım. Genelde TV. Programları ve magazin konularında yazmamı eleştirenleriniz olabilir. Okuyucu isteği doğrultusunda hareket ediyorum. Okuma oranlarında genellikle ilk 12 arasında olmam beni şımartmıyor, söylediğim gibi keyif veriyor. Hepimiz amatör bir ruhla yazıyoruz, amacımız para kazanmak değil.

Tek rahatsız olduğum bir konu var. Milliyet Blog’ da yazdığım yazıları bakıyorum kaynak gösterilmeden muhtelif magazin sitelerinde birebir aynen alıntı yaparak, yayınlıyorlar. Keşke kaynak gösterseler canım kurban. Resmen bilgi hırsızlığı yapılıyor. Çünkü yazmak bir emek ister ve o emeği bizle veriyoruz. Ne yapalım Hz. Mevlana’ ın dediği gibi, ben de Hoşgörülü olmayı yeğliyorum.

Biz Blog yazarlarının sesini dünyaya duyurmaya vesile olduğu için, Milliyet blog’a teşekkürü bir borç biliyorum. Ayrıca Milliyet Blog yayın ekibine Allah kolaylık versin diyerek, ayrıca yoğun çalışmalarından dolayı teşekkür ediyorum.

Nice 100.Blog yazıları yazmak dileğimle…

Saygılar, sevgiler.

Abdurrahman Balcılar

Twitter: abdurrahman balcılar@abbalcilar

Mail : ab.balcilar@hotmail.com

Blok: milliyet.com.tr/cansever

İnsan Hayatında Sevgi’nin yeri,

27 Temmuz ’13

Kategori
Kişisel Gelişim
İnsan Hayatında Sevgi'nin yeri,

İnsan hayatında sevgi, dünya var oldukça hep olacaktır. Yaşam, sevgi ve paylaşım demektir.

Bebek dünyaya gözlerini açtığında, ilk olarak anne sevgisiyle tanışır. Onun sesiyle hayatı tanır, anne sesindeki sıcaklığı, sevgiyi hisseder. Annenin tükenmez sevgiyle büyür. Anne yemez yedirir, giymez giydirir.

Çocuk ilkokula başladığında arkadaş sevgisini görür ve hisseder. Çocukluk heyecanıyla dostluğu ve sevgiyi yaşar ve yaşatır. Bu sevgi arkadaşlık, beraber oynama, paylaşım ve yaşam sevgisidir.

Buluğ çağına giren, 16-17 yaşlarına gelen gençlerde karşı cins sevgisi başlar.  Bu sıcak duygu kızlara karşı duyulan aşk ateşi ve sevgidir. Aynı şekilde genç kızlar erkek arkadaşlarına karşı duydukları bir sevgidir. Her iki cinsin birbirine karşı bir etkileşimdir aşk. Bu yaşlarda bu duygu bambaşkadır. Eli eline değdiğinde bir elektriklenme oluşur. İşte bu sevgiliye duyulan sevgi ve aşktır.

Orta yaşlarda zamanla eşiyle olan aşk ve sevgi dostluğa dönüşür. Erkekler ya da kadınlar arsında çocukluk yıllarından gelen sevgi zamanla dostluğa dönüşür. Paylaşımlar artar, ileri yaşlarda dostluk sevgisi kendini gösterir. Bu tür dostlukları bireyler sanal olarak da yaşayabilir. Örnek, TV. de sevdiği ses sanatçısı ve ya sinema filmi, dizi oyuncusuna karşı duyulan sevgiler vardır. Bu tür sevgiyi aşırı yaşayanlar, o kişinin fanı olurlar. Günümüzde örnekleri çoktur. “Adını Feriha Koydum” dizisi başrol oyuncularına karşı duyulan yoğun sevgi, Hazal Kaya Fanları, Çağatay Ulusoy Fanlarını oluşturmuştur. Bu örnek aldığı kişiye karşı  duyulan bir özlem ve sevgidir.

Sevgi insanları birbirlerine bağlar. Sevgiyi tatmayan, yaşamayan insan hayatta başarılı olamaz.  Her başarılı iş adamını arkasında bir sevdiği kadın vardır. Eşinden aldığı sevgi ve aşkla başarılı olur.

Mevlana’ya göre sevgi öylesine farklı, öylesine gizemli bir şey ki anlatılamaz, sevgi hissedilir, insanın içindedir, sevgi yaşanır ve paylaşılır. Sevgi insanları birbirine bağla, insanlar arasındaki güçlü bağdır sevgi.

Mevlana’nın sevgi ve hoşgörü felsefesi konusundaki sözleri insanın özünü anlatmaktadır. Onun hepimizin bildiği aşağıda çağrı sözleri hatırlarsınız.

“Gel, yine de gel, kim olursan ol, ister putperest, ister Mecusi ol, bin kere tövbeni bozmuş olsan da gel, burası hak dergâhıdır, burada herkese yer var.” Onun sevgi dolu bu sözleri insanı yürekten etkilemektedir.

Sevgi konusunda ilk akla gelen, insana duyulan aşktır. İnsanın insana olan sevgisinden sonra cansız varlıklara duyulan sevgi gelir. Çiçeklere, mevsimlere, doğaya, tatile ve paraya olan sevgiyi sıralayabiliriz. Para bazen insan sevgisini yok eder. İnsanı cimri, egoist yapar, yalnızlığa götürür. Çok paran olacağına çok dostun olması daha iyidir. Parayla saadet olmaz. Ama dostlarla geçen her an insanı mutlu kılar.

Hayatı dolu dolu, sevgiyle, severek yaşayalım, sevgili okurlarım.

Saygılar, sevgiler.

Abdurrahman Balcılar

Twitter: abdurrahman balcılar@abbalcilar

Mail : ab.balcilar@hotmail.com

Blok: milliyet.com.tr/cansever

Not: Son okuduğum Can Hikmet Değirmenci’ in “Kişisel Gelişim ve Pozitif Enerji” adlı kitabından bir takım alıntılar yapılmıştır.

Kız kaçırma; Nedenleri ve Hukuki sonuçları?

13 Temmuz ’13

Kategori
Aşk – Evlilik
Kız kaçırma; Nedenleri ve Hukuki sonuçları?

Köyümüzde (AydınGermencikDağyeni Köyü) yılda bir iki de olsa bu nahoş olay yaşanmaktadır. Dün bir kız kaçırma olayı oldu. Bu nedenle konu aklıma geldi. Nedenlerini açıklamak istiyorum. Bu olay genellikle 16-20 yaş arasında yaşanmaktadır. Gençlerinin kanının bulandığı (genç erkeklere delikanlı bu yüzden denir) cesaret ve heyecanlarının doruk noktasına çıktığı yaşlardır.

Genellikle nişanlı olmayanlarda görülür. Oğlan kızı seviyordur. Kız babasından istetir, vermezler. İki üç kez ıslarla istetir. Kız babası Nuh der, Peygamber demez. Bu durumda kaçmaktan başka yol bulamazlar. Önceden anlaşan kız oğlan, genellikle gece geç saatleri seçerler. Kız bohçasını hazırlar ve el ele kaçarlar. Ya komşu köylere bir akrabalarının yanına ya da köy içinde bağ evlerine giderler. Kasabaya pek gidilmez. Para gereklidir otelde motel de kalmak için. Şayet kasabada oğlanın akrabaları varsa onlara sığınılır. Kız tarafı 3-5 günden önce bulamaz. Bazen haftalarca sürebilir. Kız tarafı Jandarmaya şikâyette bulunur. Yakalandıklarında kız isteyerek gittiyse zorlama yoksa sorun yoktur. Eğer kız 18 yaşını doldurmamışsa sorun teşkil eder. Kız alınıp ailesine teslim edilir. Sonra da şikâyet ve mahkeme gelir. Bazı durumlarda yaşı tutmasa dahi kız babası anlayış gösterirse nikâhlanmalarına izin verilir.

Nişanlı çiftlerde az da olsa bu olay yaşanır. Nişanlılıkları 3-5 sene süren gençlerde olur. Oğlan kız tarafının isteklerini yapmakta maddi imkânları elvermez. Başta oturacakları oğlan tarafının, ailesinin evinden ayrı, ev yapmak zorundadır. Yapamaz. Mahsulün para etmemesi, gelirleri yoktur. Takı altınlarını yapamaz. Köyümüzde daha öce bahsettiğim, 5-10 beşibiryerde, 10-15 bilezik ve 2 metre köstek altın zincir. Bunları yapamaz. Sevgileri çoksa, düğün yapmadan kaçmakta çözüm ararlar. Bu durumda evsiz-altınsız gider kız. Sonra her iki tarafın aileleri anlaşır. Köy düğün salonunda bir balo yapıp, işi tatlıya bağlarlar. Artık kız tarafının uhdesinde kalmıştır anlı şanlı düğün yapmak. Tabii bu kız için de geçerli.

Kız tarafı şikâyette bulunmaz ise hukuki bir sorun çıkmaz. Kız 18 yaş altında olduğunda kanunen sorun çıkar. Şayet çiftler reşit ise, zorlama yoksa Kanun karşısında suç işlemiş olmazlar. Kızın reşit olmaması durumunda, genellikle köy ileri gelenleri,  başta Köy Muhtarı olmak üzere araya girer ve işi tatlıya bağlarlar.

Ne diyelim iki gönül bir olunca samanlık seyran olur.

Kız – oğlan kaçmış olsa da, bir yuva kuruyorlar. “Allah mutlu etsin” diyelim.

Abdurrahman Balcılar

Twitter: abdurrahman balcılar@abbalcilar

Face : ab.balcilar@hotmail.com

Blok: milliyet.com.tr/cansever

Vakıf Üniversitelerimiz, İzmir Ekonomi Üniversitesi.

07 Temmuz ’13

Kategori
Üniversiteler
Vakıf Üniversitelerimiz, İzmir Ekonomi Üniversitesi.

 

Geçtiğimiz hafta İzmir Ticaret Odası Eğitim ve Sağlık Vakfı olağan toplantısına, Mütevelli Heyet üyesi olmam nedeniyle katıldım.

Çoğunluğun sağlanmasıyla toplantı başladı. Vakıf Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Demirtaş 2012 yılı faaliyet raporunda, üniversitemiz hakkında şu bilgileri verdi. Aktarmak istiyorum.

İzmir Ekonomi Üniversitesi, T.C. Anayasası, 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanunu ve Vakıf Yükseköğretim Kurumları Yönetmenliği hükümleri doğrultusunda “İzmir Ticaret Odası Eğitim ve Sağlık Vakfımız” tarafından kurulan yaratıcı ve girişimci bireyler yetiştirmeyi amaçlayan bir yükseköğretim kurumudur. Üniversitemiz 2001 yılında öğretime başlamış olup, hem İzmir hem de Ege Bölgesi’nin ilk vakıf üniversitesidir.

İzmir Ekonomi Üniversitesi, “ODTÜ-URAP” sonuçlarına göre Türkiye’nin önde gelen üniversiteleri ile aynı listede yer alarak dünya sıralamasına girme başarısını gösterdi. 2000 yılından sonra kurulan üniversiteler içinde , Türkiye’de 6., Ege ve Akdeniz Bölgesinde birinci sırada yer aldı. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından Mayıs 2013’te açıklanan “Üniversitelerarası Girişimcilik ve Yenilikçilik Endeksi 2012” sıralamasında en girişimci üniversiteler içinde bulunmanın yanı sıra, “Yenilikçilik ve Girişimcilik Kültürü” açısından tüm Türk üniversiteleri arasında 5’inci olmuştur.

Üniversitemiz bünyesinde 8 fakülte, 2 yüksekokul, 2 meslek okulu, 2 enstitü mevcuttur. 10 ön lisans programı, 27 lisans bölümü, 7 Uluslar arası Ortak Lisans programı, 6 doktora programı, 24 yüksek lisans programı ile hizmet vermektedir.

Lisans öğretim programlarından yedisi ABD-(SUNY) New York Eyalet Üniversitesi ile müşterek yürütülen çift diploma programlarıdır.

İzmir Ekonomi Üniversitesi’nin yurt dışındaki 104 Üniversite ile ERASMUS programı anlaşması, 27 üniversite ile akademik işbirliği protokolü bulunmaktadır.

“Mutfak Sanatları ve Yönetimi” ve Moda ve Tekstil Tasarımı” bölümlerine ön kayıt ile diğer lisans ve ön lisans programlarına merkezi sistem ile öğrenci kabül edilmektedir.

Kentimizin en büyük projesi kuşkusuz EXPO 2020 adaylığımız. Üniversitemizin tüm imkanları ile EXPO çalışmalarına destek veriyoruz. Bilindiği üzere EXPO 2020’se “Sağlık teması ile aday olduk. Bu temaya uygun olarak kentimizde sağlık alanında verilen eğitimin arttırılması ve özellikle de sektörün her kademesinde yabancı dil bilen ve iyi eğitilmiş elemanlar olması büyük önem taşımaktadır.

Bu düşünceden hareket ile kentimizin EXPO adaylığına destek vermek, İzmir’in giderek artan sağlık sektöründeki eleman sayısına karşılık vermek amacıyla Tıp Fakültesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi ve Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek okulu’ nun açılması için gerekli başvurularımızı yaptık. Tıp Fakültesi için Yüksek Öğretim Kurulu’ndan gerekli izinleri aldık. Bakanlar Kurulu Kararı’nı bekliyoruz.

Sağlık Bilimleri Fakültesi ve Sağlık hizmetleri Meslek Yüksekokulu faaliyete geçmiş. Her ikisine de 2013-2014 öğretim yıllında öğrenci alınacaktır.

Ayrıca,Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulumuz da faaliyete geçti ve bu bölüme de 2013-2014 öğretim yılında ilk kez öğrenci alınacaktır.

Yaşlı Bakım Programı ile Tıbbi Dokümantasyon ve Sekreterlik Programına 30’ar öğrenci kabul edilecektir.

Üniversitemiz de yarı zamanlı ve tam zamanlı 700 Akademik Personel, 140 İdari personel ve 6.577 öğrencimiz bulunmaktadır. Burslu öğrenci sayımız 1.669 bunun 36’sı yabancı uyrukludur. İZTO üyeleri % 15 indirim yapılmaktadır. Kardeş indirimi % 10 dur. Üniversitemizde 66 Yabancı uyruklu öğrencimiz bulunmaktadır.

İzmir Ekonomi Üniversitemiz hakkında kısaca bu bilgileri verdi Sayın Ekrem Demirtaş. Sonra diğer konular görüşüldü, oylandı ve ibrası yapıldı.

Ülkemizde Üniversite Eğitimi çok önemli. Gençlerimizin açıkta kalmamsı için, Devlet Üniversitelerimin yanında ,Vakıf  Üniversitelerinin eğitime katkı vermesi gurur verici. Ben kendi adıma bu gururu yaşadım.

Saygılar, sevgiler.

Abdurrahman Balcılar

Twitter: abdurrahman balcılar@abbalcilar

Face : ab.balcilar@hotmail.com

Blok: milliyet.com.tr/cansever

Okuma özürlüyüz vesselam!

01 Temmuz ’13

Kategori
Eğitim
Okuma özürlüyüz vesselam!

Okuma alışkanlığı ailede başlar.


İlk Milliyet Blog yazım14 Ocak 2013 tarihinde yayınlanmıştı. Sağ olsun Milliyet Blog sayfamız da okuma oranlarını rapor olarak veriyor. Şöyle bir göz attım. 5,5 ayda, değişik konularda yazdığım 79 blog yazımı, toplam 220 bin kişi okumuş. Analizini aşağıda yapacağım.

Dünya ülkelerindeki okuma oranları ile ilgili internette araştırma yaptım. Çok enteresan resmen okuma özürlüyüz. Kitap, dergi ve gazete okuma gibi bir alışkanlığımız yok. Çok enteresan ülkemizde 100 kişiden sadece 5 kişi okuyor.

Birleşmiş Milletler insani gelişme kitap okuma raporuna göre, Türkiye, Libya, Malezya ve Ermenistan’ın da bulunduğu 173 ülke arsında 86.sırada. Diğer bir anlatımla, kişi başına düşen kitap sayısı, Japonya’da  25, Fransa’da 7, bizim ülkemizde 12 bin kişiye bir kitap düşüyor.

Toplam nüfusu 7 milyon olan Azerbaycan’da kitaplar 100 bin tirajla basılırken, bizde 3 bin adet basılmaktadır.

Ülkemizde, Dergi okuma oranı % 4, Kitap okuma oranı % 5, Gazete okuma oranı % 22, Radyo dinleme oranı % 25, TV izleme oranı % 94.dür. Başka bir deyişle günde 5 saat TV izleme, yılda 6 saat okumaya zaman ayırmaktadır. Başka bir açıdan, Avrupa Ülkelerindeki bir örnek. Almanya’da 70 bin sağlık kurumuna karşılık, 8 bin kilise, Fransa’da 60 bin sağlık kuruluşu, 9 bin kilise. Ülkemizde 7 bin sağlık kuruluşuna karşılık, 77 bin cami mevcuttur. Dinimiz oku diye emreder amma, bu da bir çarpıklık olsa gerek.

Japonya’da toplumun % 14’ü, ABD’de % 12’i, Fransa’da % 21’i düzenli kitap okurken, bizde sadece 10 binde bir kişi kitap okumaktaymış. Türkiye’de okunan kitaplar genellikle siyaset, aşk ve cinsellik konularını işliyor. Anadolu’da son yıllarda 10 bin kitapçı kapatmak zorunda kalmıştır.

Anketlerde neden okumadığı sorulduğunda, zamanım yok, yorgunum, dersim var gibi cevaplar alınmaktaymış.

Gelelim bizim blog yazıları analizine. 5,5 ayda 79 blog yazısı yayınlanmış. Ortalama ayda 40 bin okuma. Daha çok magazin ve TV programları ile ilgili blok yazılarım okunmuş. Demek ki okuyucunun tercihi daha çok eğlence ve magazine.

32 Adet blog TV programları ile ilgili okuma oranı % 35.

15 Adet blog Magazin yazıları  % 59.

32 Adet Diğer (19 dalda) blog yazısı % 6.

Cinsiyete göre okuyucuların % 57 si erkek, % 43 kadın.

Mesleklere göre:% 37 Öğrenci, % 20 Mühendislik, % 15 Basın/Yayın/Medya, % 14 Muhasebe, % 14 Diğer.

Eğitime göre: % 60 Üniversite, %28 Lise, % 12 yüksek okul.

Yaşa Göre: % 39 46+ yaş, % 27 36-45 yaş, % 23 26-35 yaş, %11 19-25 yaş.

Bütün bunlar gösteriyor ki, her konuda tembel milletiz. Her şeyin kolayına kaçıyoruz. Bilimsel ve eğitici yazı yerine, eğlenceye, magazine kaçıyoruz. Oturup okumak yerine TV seyretmeyi yeğliyoruz. Bu istatistiki bilgiler ülkemizdeki okuyucu profilini açıkça gösteriyor. Takdir sizlerin.

Okuma özürlüyüz vesselam.

Bu işin eğitimle olduğunu biliyor ve kabul ediyoruz. Eğitim ve alışkanlıklar ailede başlar ve okullarda devam eder. Velhasıl eğitimle olur.

Burada ayrıca belirtmek istiyorum. Biz blogerlere yazma imkanı verdiği ve bu bilgileri köşemizde aktardığı için tüm Milliyet Blog yetkililerine teşekkürü bir borç bilirim.

Okuyan bir fert ve de toplum olmamız dilekleriyle hoşça kalın saygı değer okuyucularım.

Saygılar, sevgiler.

Abdurrahman Balcılar

Twitter: abdurrahman balcılar@abbalcilar

Face : ab.balcilar@hotmail.com

Blok: milliyet.com.tr/cansever

Aydın yöresinde ilek mevsimi başladı.

12 Haziran ’13

Kategori
Gündelik Yaşam

 

Aydın yöresinde ilek mevsimi başladı

Hepiniz merak etmişsinizdir ilek nedir diye? Haklısınız, sadece Aydın havalesindekiler bilir. Açıklayayım.

İlek, İncir ağacının erkeğidir. Sarı Lop dediğimiz incir ağaçlarının şimdi kurşun büyüklüğünde meyveleri vardır. Biz onlara top deriz. O topların dökülmemesi için, incirin erkeği olan İlek’ den çıkan sinek (arılar) vasıtasıyla polenlerin döllenmesi gereklidir. Yoksa sineğini alamayan, döllenemeyen toplar sararır ve dökülür. Döllenen toplar, 50-60 gün içinde taze incir olur ve tatlanır.

İncir bahçelerinin içinde erkek ilek ağacı nedense azdır. Başka yerlerden  toplanan İlek’ler köy meydanında alınır, satılır. Buna İlek pazarı yada diğer bir deyişle sinek pazarı denir. Fiyatlar arz talebe göre tespit edilir. Birileri toplar getirir. Aracıya satar. Aracı da incir bahçe sahiplerine satar. Fiyatlar alış 0,50-0,60 TL. satış, 0,75 – 0,80 TL. arasında değişir. Kendisinin yeterli ilek ağacı olmayan bu pazardan satın alır.

İlekler eskiden kova otu denen 50 cm. uzunluğundaki, ip gibi olan ota dizilirdi. Şimdilerde delikli 10-15 cm. file torbalara 6-8 adet doldurulur, kısa tel parçasıyla ağacın güneş görmeyen tarafına asılır. Bu işlem sabahın gün doğmadan erken saatlerinde ya da akşamın gün batımına doğru yapılır. Bu ileklerden 3-5 gün içinde çıkan sinekler ağacın bütün top dediğimiz meyvelerini dolaşarak dölleme işlemini yaparlar. Bir incir bahçesinde, 10-15 gün içerisinde  en az 2-3 kere bu işlem tekrarlanır.

Burada gün dönümü önemlidir. 21 Haziran en uzun gün, en kısa gecedir. Gündönümüne kadar ilek atılmalıdır. Gün dönümünden önce, bir sinek 40 top çevirir. Gün dönümünden sonra 1 topu 40 sinek çevirir derler. Sordum,  sinekler (arılar) gün dönümünden sonra tembelleşir, ağırlaşırmış. Bu mantığı ben pek anlayamadım. Bu nedenle gündönümünden sonra ilekler ağacın en yüksek yerine asılır ki, sinekler aşağı doğru daha kolay uçarlar. (Galerilerimde ilğili resimler eklenecektir. Sinekleri görebileceksiniz)

Bizim Aydın civarında, dolayısıyla köyümüz Dağyeni’de şimdi herkes sabah akşam ilek işiyle meşgul.

Allah kolaylık versin diyorum.

Saygılar, sevgiler.

Abdurrahman Balcılar

 

Men arzuyu şiddetlendirir!

31 Mayıs ’13

Kategori
Blog yazarları tartışıyor!

 

Men arzuyu şiddetlendirir!

Bu gün gelen maillerimi bakarken, Milliyet BlogHaftalık bültenini gördüm. Detayda Blogyazarları tartışıyor konu başlığında alkol yasağı hakkında fikirlerimizi paylaşmamız isteniyordu. Ben de bu nedenle düşüncelerimi paylaşmak istedim.

Ben şahsen alkol ve sigara ile arası iyi olmayan bir kişiyim. Yaşım 65. Sigarayı, hayatım boyu bir paket bile içmemişimdir. Arkadaşlarım içki masalarında teklif etmişler, hatır için almış tek tük laf olsun diye yakmışımdır. Tiryakisi de olmadım. Tam bir Yeşilaycıyım. İçenin yanına bulunmam. Yanımda da içirtmem.

Alkole gelince. Arkadaş toplantılarında, özel gecelerde rakı içmişimdir. Ama ayda bu 2 defadan fazla olmamıştır. Yerine, mekana ve ortama göre davranmış, kendimi bilmemecesine içtiğimi hatırlamam. Son üç yıldır köy ortamında doğa ile iç içe yaşadığımdan mı nedir, hiç ihtiyaç duymadım. Etrafa rahatsız  etmediği sürece, içene de karışmam.

Gelelim Hükümetimizin aldığı gece belli saatlerde yasak kararına. Konu başlığımda yazdığım gibi, “Men arzuyu şiddetlendirir”. Yasaklara karşı insanoğlunun devamlı bir merakı vardır. Yasak daha da tüketimi körükler. Bu tür yasakları olan, bir İran, bir Suudi Arabistan kapalı kapılar ardında neler olup bitiğini hep basından okuyoruz. İçen veya içecek insan yasak saatlerinden önce alır, evinde stok yapar. AKP’nin Sayın Milletvekilleri bunu bilmiyor mu? Biliyorlardır ama, Sayın  Başbakanlarına dile getiremiyorlardır. Atatürk’ün kurduğu bu Cumhuriyet, Laik bir devlettir. Kaldı ki dinimiz bir baskı yasakçı bir din değildir. Dinimiz şunu emrediyor, buna göre bir kanun çıkartalım diyemezsiniz. Böyle bir zihniyetle ben Avrupa Birliği üyesi olacağım da diyemezsiniz.

Osmanlı Padişahlarından 4.Murat da kendi devrinde alkol, tütün ve kahve yasağı koymuştur. Kendisi tebdili mekan gezerek bizzat yasağı uyulup uyulmadığını denetlemiştir. Hadi o zaman kendine göre onun bir sebebi vardı. Büyük İstanbul yangınını bahane etmiş, Yeniçerilerin içtiği sigaradan çıktığını söylenmiş. Bu nedenle bu yasağı çıkartmıştır.

Bütçe gelirlerinde en büyük payı tekel maddelerinden alınan vergilerden geldiğini herkes bilir. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu.

Yasaklarla bu işler olmaz. Eğitimle olur. O da ailede başlar, okulda devam eder.

Allah içeni de, içmeyeni de bilir. Onun terazisi, her şeyin doğrusunu da, eğrisini de tartar.

ALLAH’ ın işine karışılmaz.

Her isteğiniz yasaklardan uzak, gönlünüzce olsun.

Saygılar, sevgiler.

Abdurrahman Balcılar